Çocukken de vardı belki. Bir şeye üzülüp biraz sonra oyuna dönüyorduk. Kırılıp yine barışıyorduk. Korkup yine merak ediyorduk. Farkında bile değildik.
Belki hâlâ farkında değiliz “rağmen” kelimesinin.
Oysa sözcük olarak en sevdiğim kelimelerden biri “rağmen”. Biraz hüzünlü geliyor bana. İçinde yaşanmışlık var. Bir şeyin kolay olmadığını ama onun yanında başka bir şeyin de varlığını sürdürebildiğini söylüyor.
Hayatımızın içinde o kadar çok “rağmen” var ki… Yorulmamıza rağmen kalkıyoruz, kırılmamıza rağmen seviyoruz, korkmamıza rağmen deniyoruz
. Bazen canımız hiçbir şey istemese de yapmamız gereken bir işin başına geçiyor, bazen içimizden konuşmak gelmese bile birinin telefonunu açıyoruz. Bunların çoğunu yaparken “rağmen” diye düşünmüyoruz bile.
Belki de bizi hayatta tutan şeylerden biri tam olarak bu. Büyük kararlar, büyük cesaretler, büyük değişimler değil sadece; günün içinde fark etmeden yaptığımız o küçük devam edişler.
Bir şeye üzülüyoruz ama ertesi sabah yine kalkıyoruz. Birinden vazgeçiyoruz ama hayatımızın geri kalanında başka şeylere yer açıyoruz. Bir şey istediğimiz gibi olmuyor ama bir süre sonra başka bir şeyle ilgilenmeye başlıyoruz.
Bir gün kendimizi çok güçlü hissederken başka bir gün aynı gücü bulamıyoruz. Yine de hayat, bütün bunların içinden akıp gitmeye devam ediyor.
“Rağmen” belki tam da burada duruyor.
Hayatımızın önüne çıkan her şeyi aşmamız gerektiğini söylemiyor. Her şeye rağmen güçlü olmamız gerektiğini de söylemiyor. Bazen sadece, bütün bunların içinde yaşamaya devam ettiğimizi gösteriyor.
Çünkü insan her zaman iyi hissetmiyor. Her zaman cesur olmuyor, her zaman ne yapacağını bilmiyor. Bazen bekliyor, bazen vazgeçiyor, bazen yeniden başlıyor.
Bazen de hiçbir şey yapmadan yalnızca o günün geçmesini bekliyor. Bütün bunların içinde bile bir “rağmen” bulunabiliyor.
Belki de “rağmen”, hayatımıza sonradan giren bir kelime değil; hayatla beraber büyüyen bir kelime. Çocukken oyuna dönmemizde, büyüdüğümüzde yeniden denememizde, birini kaybettiğimizde onsuz yaşamayı öğrenmemizde, kırıldığımız halde kalbimizi tamamen kapatmamakta kendine bir yer buluyor.
Bugün de farkında olmadan yaptığımız küçücük şeylerin içinde yaşamaya devam ediyor. Bir kahve koyarken, pencereyi açarken, birine “Nasılsın?” diye sorarken, yarın için bir plan yaparken…
Hayat bazen bize çok ağır gelen şeylerin yanına, hiç fark ettirmeden devam edebileceğimiz küçücük bir yer bırakıyor. Biz de çoğu zaman bunun adını koymadan oradan devam ediyoruz.
Belki hayatı yalnızca başımıza gelenlerle açıklamak mümkün değil. Bizi biz yapan, yaşadıklarımız kadar onların içinden nasıl geçtiğimiz de.
Ve belki hayat dediğimiz şey; rağmenlerimizle, acılarımızla, sevinçlerimizle, kayıplarımızla ve yeniden başlayan taraflarımızla, bütün bunların birbirinden ayrılmadan yan yana durabildiği o uzun hikâyenin kendisi.





