Yaşamını sürdürmek, evini çekip çevirmek, ailesine bakmak zorundadır. Mecburen, mecburiyetten… Sanki hayatın değişmez, yazılı olmayan en katı kuralıdır bu.

Gün geçtikçe insan, kişisel isteklerini ve tutkularını görev ve sorumluluklarının gerisinde bırakır. İnsanoğlu sürekli gece gündüz çalışır, yorulur, didinir. Ailesi ve çocukları için fedakârlık yapar. Bir de bakar ki yıllar göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş; çocukları büyümüş, kendisi için yapmayı düşündüğü pek çok şey ertelenmiş, hayatın nice güzel anı farkına varılmadan geride kalmıştır.

Bir insan ömrü ne kadardır? Bir insan şu dünyada kaç yıl yaşar ki? Elli mi, altmış mı? Seksen mi? Hadi, seksen beş diyelim. Peki, insan ne zamana kadar böyle yaşayacaktır? Sürekli çalışmak, kazanmak ve sorumluluklarını yerine getirmek midir hayatın özü? Tamam da nereye kadar? Elbette çalışmak ve üretmek gerekir; ancak insanın kendisini tamamen ihmal etmesi kaçınılmaz bir kader değildir.

İnsan bir noktada yorulur; bazen hastalanır, sağlığını kaybeder. Düşer, düşkünleşir. Sağlık da hastalık da insan için değil mi? Artık sakinleşmek, dinlenmek ve zamanını kendi istediği gibi kullanmak ister. Buna emeklilik deriz; belki de asıl inzivaya çekilme vakti budur. Yıllarca başkaları için koşturan insanın artık kendisine de geniş bir zaman ve huzur alanı ayırması gerekir.

İnziva denildiğinde insanlardan bütünüyle uzaklaşmak, toplumdan kopup bir köşeye çekilmek anlaşılmamalıdır. Asıl mesele, insanın kendi içinde kendisine ait bir sığınak oluşturabilmesidir. Başkalarının beklentilerinden uzaklaşıp kendi düşünceleriyle baş başa kalmak, yıllardır ertelediği hayallerine yeniden dönmektir.

Belki bir sabah acele etmeden uyanmak, taze çayını sessizce içmek, Hıdırlık'ta bir ağacın altında oturmak ya da gökyüzünü seyretmek… Küçük görünen bu anlar, insana kendi hayatının hâlâ kendisine ait olduğunu hatırlatır. Okumaya fırsat bulamadığı kitapları okumak, eski dostlarıyla buluşmak ya da uzun zamandır görmek istediği yerleri gezmek de insana derin bir huzur verebilir.

İnsan yalnızca çalışmak için yaşamaz. Dostluklara ve sevdiklerine ihtiyaç duyduğu kadar yalnızlığa ve sükûnete de ihtiyaç duyar.

Hayatın her döneminde insanın kendisine ayıracağı özel bir zaman olmalıdır. Yıllarca ertelenen hayallerin peşinden gitmek için her zaman yeni bir başlangıç yapılabilir.

Belki de inziva, dünyayı ve insanları terk etmek değil, dünyanın içinde kendini kaybetmemektir.

İnsan, yıllarca başkaları için yaşadıktan sonra kendisine de bir hayat bırakmalıdır. Çünkü insan, bir şeylere yetişmeye çalışırken kendisine de geç kalmamalıdır.