Bir gülen yüz. Samimiyet. İçten bir merhaba. Selam dostum! Aranan o bağ ve içtenliktir. Dostluk ve birliktelik, insan hayatının vazgeçilmez gerçekleridir.
İnsanları tanıyamazsın. Hepsi de birbirine benzer. Farklılıkları boy, kilo, saç, sakal, erkek, dişi, değil mi? Hep birbirimize benzeriz.
Ya içerisinde taşıdığı dünya... İşte tam da burada yakalanırız. Kim doğru, kim eğri? Kapı komşumuzdur. İş arkadaşımızdır. Otobüste, tramvayda, gemide, iş yerinde karşılaşırız.
Peki, herkes dost mu? Sınırlarımızı belirlemek zorundayız. İnsanları her zaman tanıyamayız. Seni basamak yapıp bir yerlere gelenler olur. Dostluğunun sahte olduğunu söyleyenler olur. Bazıları çıkar dostluğudur, bazıları menfaat dostluğu. “Sınır” kelimesi, dostluklar arasına ilk anda bir soğukluk ve ayrıştırıcı bir cümle gibi girer. Dostluğun arasına çekilen sınır, adeta bir kale duvarı gibidir.
Araya konulamayan sınırlar nedeniyle içimize attıklarımız, zamanla patlamaya hazır bir bomba gibidir. Bazı davranış ve hareketlere karşı da sınırımızı koymalıyız. “Hayır” da diyebilmeliyiz. İşte sınır burada kendisini gösterir.
Sınırlar koymak, dostlukta arayı açmak değildir. Aksine, sevgimizi, arkadaşlığımızı ve dostluğumuzun anlamını pekiştirmek; fikir ve görüşlerimizi birbirimize karşı netleştirmek, açık ve net olmaktır.
Kısacası sınır koymak, dostluktan vazgeçmek değildir. Dostluğumuzu. aradaki mesafeyi korumaktır.
Sınırlar dostluğu çıkardan korumaktır. Menfaatten, sahtelikten ve tükenmişlikten, samimiyetsizlikten korumaktır.
Çizgisi net olan bir ilişkide ne kırgınlıklar birikir ne içe atmalar çoğalır ne de benlikler ezilir. Çünkü hakiki dostluk, birbirinin alanını işgal etmeden, konulan sınırlara saygı göstererek aynı yolda yan yana ve nefes alarak yürüyebilmektir.





