Elbette bu başarılı olma yolculuğuna spor müsabakalarında alınan sonuçları da dahil edebiliriz. Her alanda olduğu gibi spor müsabakalarında da başarılı olmak, yıllara yayılan bir politika ile mümkündür. Bu başarılar öyle bugünden yarına bir başına bizim istememizle gelmiyor. Takdir edileceği gibi uzun ve meşakkatli/planlı bir yolculuk sonunda ulaşılıyor. Bunun en güzel örneği, kısa süre önce İtalya’yı finalde 3-2 yenerek Avrupa Şampiyonluğunu 2. kez üst üste ülkemize getiren Kadın Voleybol Milli Takımımız.
Peki bu başarıda söz sahibi olanlar kimlerdir diye sorgulayacak olursak, vereceğimiz cevap ülkemizin topyekün/istisnasız insanıdır diyebiliriz. “Biz Voleybol Ülkesiyiz” söyleminin altını dolduran bu koskocaman topluluk; başta Türkiye Voleybol Federasyonu, Spor Kulüpleri, Türkiye'nin önde gelen firmaları-sponsorları, Stk’lar, sporcularımızın aileleri-öğretmenleri, basın kuruluşları(başta trt), voleybol salonlarını dolduran taraftarlar kısaca ülkemiz halkıdır. Voleybol sporunda bu yıllara yayılan başarının altında, topyekün bu ülkenin insanının bilinçli yaklaşımı/inancı/gayreti/planlı-programlı hareket etmesi gibi birçok faktör yatıyor. Kısaca işin özü bu başarı hikayesinin temelinde, tüm ülke insanın gayreti/özverisi/çabası en önemlisi aklı var. Peki madem kenetlenince bu başarılar geliyor neden diğer alanlarda da Voleybol Sporuna verdiğimiz kıymeti, önemi, stratejik yaklaşımı gösteremiyoruz. Elbette bu sorunun yanıtını vermek bu yazının sınırlarını aşar. O konu yine ülke insanımızca oturulup analiz edilmesi gerekir. Ancak bu yazı özelinde ben, nasıl oluyor da ülke voleybolu, dünya sıralamasında en üst sıraları alabiliyor ve bu başarı öyküsü voleybolumuzun her seviyesinde süreklilik arz edebiliyorum yanıtlarını bulmaya çalışacağım. Bakarsınız konuyu iyi analiz edebilirsek diğer alanlarda da(sporun diğer branşları, sanat, ekonomi, tarım, eğitim gibi birçok alanda) arzuladığımız başarı seviyelerine ulaşmamız mümkün olabilir.
Bunun için ilk olarak ülkemizdeki voleybol sporunun tarihsel gelişimine bakmamız gerekir. Voleybol bildiğiniz gibi çok büyük bir yatırım gerektirmeyen ağ gerilebilen iki direk ve bir top ile hemen her mekânda rahatlıkla oynanması mümkün olan bir spordur. Bu sebeple çok büyük bir yatırım olmaksızın okullar, işyerleri küçük bir alanı(nizami ölçüleri 162 m2) ayırmaları halinde öğrenci ya da çalışanlarının spor aktivitesi ile buluşmasını sağlayabilirler. Organize olunması, yapılması son derece basit bir spordur. Hal böyle olunca okullar, spor kulüpleri ve firmalar gibi tüm kurumlar, çok büyük bir finansal yük altına girmeden mensuplarını bu spor branşı ile kolayca tanıştırabilirler.
Voleybolun Cumhuriyetle birlikte tarihsel geçmişine baktığımızda okul sporu olması dışında emek yoğun çalışılan hemen tüm firmaların/iş yerlerinin/fabrikaların ya da askeri alanların/kışlaların içinde bir voleybol sahası düzenlenmiş ve öğrencilerin/çalışanların/askerlerin sosyalleşmesi ve enerjilerini atmaları sağlanmıştır.
1960’lı yıllara geldiğimizde Eczacıbaşı gibi firmalar önderliğinde voleybol sporu çalışanlarının yaptığı bir spor olmasının yanı sıra profesyonel bir havaya büründürülerek kulüp bünyesine katılan sporcularla da yapılmaya başlanmıştır.
Çok büyük bir yatırım bedeli gerektirmeyen voleybol sporu; firma kulübü olarak Eczacıbaşı'nın önderliğinde zaman içinde spor alanları ve medya başta olmak üzere her türlü mecrada bu tarz kurumların isminin sıklıkla anılır olmasına sebep oldu. Dolayısıyla daha çok firma/belediye/kulüp tarafından voleybol sporu benimsenir oldu. İnsanların aklında yer eden kurum ismi, halkla ilişkiler olarak da başarılı bir çalışma örneği olduğu gibi en az maliyetle kurum tanıtımının/reklamının yapılması sağlandı ve elbette elde edilen başarılar kurum adına bir övünç kaynağı oldu.
Günümüze gelindiğinde, ülkemizde voleybol sporu; 81 ilde okullar/işyerleri/askeri alanlar gibi amatörce yapılan mecralar dışında, Türkiye Voleybol Federasyonuna bağlı kadınlarda 400 erkeklerde ise 250 ayrı kulüple temsil ediliyor. Bu azımsanmayacak rakamlara ulaşan kulüp sayıları ile ülke voleybolunun Avrupa ve Dünyada temsil edilmemesi düşünülemez. Bu sayılara ulaşan kulüplerimizin içinden sıyrılan köklü spor kulüplerimizin(buna firma kulüpleri de dahil) ülke genelinde aldıkları başarılar dışında dış sahalarda da başarıların tekrarlanması neticesinde gün geçtikçe halkımızın voleybol sporuna ilgi ve alâkası üst seviyelere çıkmıştır. Bu kulüplerimizin dünya ölçeğinde tescilli başarıları, ailelerin çocuklarını bu kulüplerin altyapı kategorilerine kayıt ettirmelerine ve çocuk yaşta voleybol sporu ile tanışmalarına vesile olmuştur. Takdir edileceği üzere buda ülke genelinde hepimize “Biz Voleybol Ülkesiyiz” dedirtmiştir. Bu durumda halkın ve sivil/kamu tüm idari/yönetim kadrolarının desteğini alan voleybol sporunun başarılarının ülke genelini aşarak yurtdışına taşması çok normal karşılanmalıdır.
Aynı başlık altında bu yazının devamı niteliğinde ikinci bir yazıda, konuyu başarıya giden yolda diğer spor branşlarının voleybolu örnek alabileceklerinin dışında başarı için daha başka neler yapabileceklerine ve hatta yazının son bölümünde şehrimizin temsilcisi Akşehir Sporumuza da değinmek istiyorum.
Sonuç: Hiçbir başarı tesadüfi değildir. Hiçbir başarı bir başına istemekle gelmez. Başarı için ülke/şehir/kulüp topyekün seferberlik gerekir. Sivil/Kamu tüm paydaşların aynı hedef üstüne kilitlenmesi ve gereklerini/üstüne düşenleri yerine getirmeleri gerekir. Bu da ancak bilinçli bir tercih sonucunda çok çalışarak, bilimden istifade ederek ulaşılabilecek bir hedeftir. Ancak o zaman ülkemizde her alanda olduğu gibi spor alanında da güzel günlere yelken açabiliriz.





