Peki, gerçekten bu kadar kolay mı bir konuda derinlemesine düşünebilmek, analiz edebilmek ve bunu akıcı bir dille kağıda dökebilmek?

Aslında bakarsanız, günümüzün modern dünyasında cevap maalesef: Evet, çok kolay! Çünkü artık hayatımızda yapay zeka diye bir gerçek var. Veriyorsunuz eline herhangi bir konuyu, "Bana bununla ilgili bir köşe yazısı yaz" diyorsunuz; saniyeler içinde önünüze kusursuz cümlelerle donatılmış bir metin döküyor. Ne imla hatası var, ne düşük cümle...

Ama sormamız gereken asıl soru şu: Marifet gerçekten bu mu?

Ben bu durumu, son yıllarda teknolojinin ele geçirdiği zanaat işlerine benzetiyorum. Bugün CNC ve lazer kesim makineleri var biliyorsunuz. Bir ustanın günlerce, saatlerce göz nuru dökerek, el emeğiyle uğraştığı, şekil vermek için terlediği bir ahşap parçasını, o makineler saniyeler içinde hatasızca kesip atıyor. Çıkan ürüne bakıyorsunuz; milimetrik, kusursuz, sanki cetvelle çizilmiş gibi...

Peki, fabrikasyon bir makineden çıkan o ruhsuz ürünü alıp, "Bu benim el emeğim" diyerek satmak ne kadar doğru? En önemlisi, bu hile anlaşılmaz mı sanıyorsunuz?

Oysa el emeğiyle uğraşanlar çok iyi bilir; o işte yaptığınız, dışarıdan "hata" gibi görünen o küçücük kusurlar, aslında ustanın o ürüne bıraktığı izidir, imzasıdır, ruhudur. Sizi makineden ayıran şey, o küçük insani dokunuşlardır.

İşte yapay zekaya yazı yazdırmak da tam olarak buna benziyor. Ortaya çıkan metin belki çok süslü, çok kusursuz oluyor ama içinde ne bir yaşanmışlık oluyor ne de bir ruh. Okuyucuya o samimiyet, o sıcaklık geçmiyor maalesef.

Şunu da mutlaka ayırmamız lazım ama. Editörlük Başka, Kolaycılık Başka…

Elbette teknolojiyi tamamen hayatımızdan soyutlayalım demiyorum, onu doğru yerde kullanmak lazım. Gazetecilikte, yayıncılıkta "editörlük" diye çok asil bir meslek vardır. Yılların en usta, en dev yazarları bile yazılarını bitirdikten sonra editörlerine teslim ederler. Editör o yazının ham halini alır; yazım hatalarını düzeltir, kelimeleri parlatır, yazıyı daha okunur, daha rafine bir hale getirir.

Teknolojiyi veya yapay zekayı bir editör gibi kullanmak, fikrinizi rafine etmek için ondan yardım almak başka bir şeydir; fikrin, emeğin ve yazının tamamını ona yaptırıp altına kendi imzanızı atmak bambaşka bir şeydir. Kendimizi kandırmayalım.

Bu çağda hele ki gelecekte, Alın Teri, El Emeği "Altın" Olacak bence.

Buradan özellikle genç kardeşlerime ve üretmek, yazmak isteyen herkese kalpten bir tavsiyede bulunmak istiyorum:

Bir şeyler üretmek, bu dünyaya bir değer bırakmak, emek vermek çok ama çok kıymetli. Üretmekten, araştırmaktan, okumaktan ve yazmaktan asla vazgeçmeyin. Ama ne yaparsanız yapın, o cümleler sizin cümleleriniz olsun. Sizin el emeğiniz, sizin göz nurunuz, sizin kendi uğraşınız olsun.

Gerekirse bir yazı için günlerce düşünün, yüzlerce kez silip baştan düzeltin, çabalayın, uykusuz kalın. Ama o yazı bittiğinde, altına imzanızı gururla atın. Sadece yazıda değil, hayatta yaptığınız her işte bu düsturu koruyun.

Çünkü her şeyin "yapay" olduğu bir devre doğru hızla ilerliyoruz. Unutmayın; yapay zeka hayatımıza daha çok girdikçe, dünya daha da zorlaşacak. Herkes o hazır, ruhsuz mükemmelliğin peşinden koştuğu için, bir süre sonra "mükemmellik" sıradanlaşacak.

İşte tam o gün; gerçek el emeği, göz nuru ve dökülen gerçek alın teri altından daha değerli hale gelecek.

Kolay yoldan para kazanmanın, kolay yoldan yazar olmanın, hayatı kolayından yaşamanın peşinden koşarsak, sadece kendimizi tüketiriz. Hayat kolay değil, hiçbir zaman da olmadı, olmayacakta.

Gelin, kolay olanın cazibesine kapılmak yerine; kendimizi geliştirmeye, içimizdeki o cevheri kendi emeğimizle yontmaya devam edelim. Çünkü geleceğin dünyasında bizi kurtaracak olan şey robotların kusursuzluğu değil, insanın o eşsiz ve samimi ruhu olacak

Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle

Sevgi ve Saygılarımla

Tolga YUVALI

Sizden Birisi