09/02/2026 tarihli Pervasız Gazetesi’nde yer alan habere göre, Akşehir Belediyesi 2026 yılı için emlak vergisi değerlerinde %300’e varan artış oranlarını uygulamaya koydu. Haberde, artışın 31 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan yasal çerçeve kapsamında ve üst sınırdan gerçekleştirildiği ifade ediliyor.
Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım bu konuyu sordu:
“Yüzde üç yüz nedir?”
Matematik açısından cevap nettir.
%300 artış demek, bir tutarın dört katına çıkması demektir.
100 lira 400 lira olur.
2.000 lira 8.000 lira olur.
5.000 lira 20.000 lira olur.
Rakamlar tartışmasızdır.
Ancak hayat, yalnızca rakamlardan ibaret değildir.
Eğer haberde belirtilen oranlar geniş ölçekte uygulanacaksa, bu durum bazı mükellefler açısından ciddi bir mali yük anlamına gelebilir. Özellikle sabit gelirli emekliler, maaşı sınırlı çalışanlar ve küçük esnaf için yüksek oranlı artışlar, bütçe dengesini yeniden kurmak demektir.
Vergi elbette kamu hizmetlerinin finansmanıdır. Belediyelerin de yasal çerçevede gelir düzenleme ve artış yapma yetkisi bulunmaktadır. Bu yetkinin kullanılması hukuki bir tasarruftur.
Ancak kamuoyunda şu soru dile getirilmektedir:
Yasal olmak ile ölçülü olmak her zaman aynı şey midir?
Bir artış teknik olarak mümkün olabilir.
Ama ekonomik olarak sürdürülebilir midir?
Sosyal denge açısından makul müdür?
Bu yazı bir itham değildir.
Bir suçlama değildir.
Bir niyet okuma hiç değildir.
Bu yazı, oran ile hayat arasındaki mesafeyi hatırlatma çabasıdır.
Matematik şunu söyler:
%300 artış = 4 kat.
Toplum ise şunu sorar:
Gelirler de aynı oranda arttı mı?
Vergi bir zorunluluktur.
Ama güven duygusu bir tercihtir.
Vatandaş vergisini öderken yalnızca cebinden para çıkmaz; aynı zamanda yönetime duyduğu güveni de ortaya koyar. Oranlar yükseldikçe mesele yalnızca bütçe meselesi olmaktan çıkar; ölçü meselesine dönüşür.
%300 bir orandır.
Kanunda bir sınırdır.
Ancak hayatın içinde herkes için aynı ağırlıkta olmayan bir yüktür.
Yüzde üç yüz nedir?
Kâğıt üzerinde bir hesap.
Hayatın içinde ise tartışmaya açık bir denge meselesi





