Nerede balık satılıyorsa, alıp denedik. Okullar açıldı, yazlığa gelenler azaldı. Çatıdaki asmanın üzümlerinden ve geç olgunlaşan şeftali ağacındaki on-yirmi meyveden başka, uğraşacak bir şey kalmadı. Can sıkıntısından mı nedir? Vaktimiz yavaş geçiyor... Gene de ağaçları sulayarak, denize girerek ve boş kalırsam, yazarak oyalanıyorum. Eşim, çocukları ve torunları özledikçe telefonla arıyor. Örgü filan yapıyor. Denizi sevmediğinden gitmiyor; beni de alıkoymaya uğraşıyor. Bolca yemek yapıp bazı komşulara dağıtmak da zamanını dolduruyor. Aklına taktı; "Aldığımız balıklar taze değil! Midem hastalandı" diye tutturdu.   Eskiden yazlığa gelirken; arabanın geniş arka koltuğa yatardı; öyle gelirdik. Bel fıtığı var. "Belim ağrıyor!" bahanesini abarttığı için; uçakla gelip dönüyoruz; hiç tadı olmuyor. İzmir'deki kızım "Lazım olur!" diyerek otomobilini bize bıraktı; otobüsle döndü. Onu kullanıyorum; en çok Gümüşlüğe gitmekten hoşlanıyor. Denizi bana da yasaklamaya kalkıyor adeta!  Ankara'ya dönmemize de 20-25 gün ancak kaldı. Gene de; "-Bir gün erken kalk! Gümüşlükte balık tutan kayıkçılardan taze balık al!" diye tutturdu. Yazlık kooperatifin çevresindeki süpermarketlerden de balık alıyoruz; Yalıkavak, pazarının sonunda balıkçı dükkanları da var! Gümüşlükte de tezgahındaki balığı temizleyip satan yerler çok! Bunları söyledim. "-Onlar Kaç günlük bilinmez!" deyince; aklım yattı.  Erken kalkıp Gümüşlüğe gittim. Sahile üstten bakan kahveye oturdum; etraf bomboş! Üç ahbap oturmuş sıkı muhabbet içindeler. Çok konuşana: "-Nerelisin?" diyerek söze katıldım.

"-Buralıyım!" dedi.

Çaylar sıkça tazeleniyor. Geçen yıl bize yakın dağları kazan arkeologlar, denizden yürüyerek de gidilen Tavşan Adasını kazmaya başlamışlar. "Orada mı hazine çıkar? Yakınındaki Koca Dağ denen yarım adada mı?" tartışması epeyce uzadı.

Deve güreşi sözü geçti. Denizli Lisesini bitirdiğimden beri, deve güreşi göremedim.     "-Nerede yapılıyor?" dedim; yerini tarif etti. Bu yıl olmasa da, bir gün mutlaka gideceğim. Muhteşem seyirdir deve güreşleri...

Sohbetçilerden ikisi kalktı, son kalan daha bürokrat görünümde. Çayların parasını vermek istedim; kabul etmedi, kendi verdi. Ahbaplığımız ilerledi; siyasi görüşlerimiz uyuşuyor. Yaşımı sordu; verdiğim yanıta inanamadı. Vedalaştık!

Balıktan dönen tek bir kayık görünmedi. Erken saatte yerli ve yabancı yatlar da ortaya dökülmemiş, sıkıldım! Çareyi sahilde dolaşmakta buldum. Bir uçtan- öbür uca beş kez gidip geldim. Birisi bergamo satıyormuş. "Ne işe yarar?" deyince; iki tane hediye etti.

Denizden tek kayık döndü. Balıklarını sahildeki satıcının masasına döktü. Hepsi de küçük-müçük! Lokantaların teşhir yerlerinde gösterilen kuzu büyüklüğündeki balıklar, nereden geliyor peki! İthal mi yoksa?

Çocuklarla torunlar gittikten sonra, yazlığın tadı kalmadı. Hanım denizden hoşlanmaz; girmiyor. Beni de göndermemek için çeşitli bahaneler uyduruyor. Yeni doğum yapan İstanbul'daki torun; Karaburun'daki kaynanasının yazlığından; bize gelecekti. Gelemedi. Dönünce biz İstanbul'a torun çocuğu, Kiraz hanımı görmeye gideceğiz.

Gelecek yıl; çocuklarla torunlardan birini, nöbetleşe; yanımda tutmaya çalışacağım. Onlar yokken denize gitmem; olabildiğince engelleniyor.