Bugün Akşehir adına cevap bekleyen en önemli sorulardan biri tam da budur.

5 Temmuz'dan itibaren şenlik alanında kurulan çadırlarda satış yapan, özellikle tekstil ve züccaciye sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin yaptığı satışların ne kadarı fiş veya fatura ile belgelendirilmektedir? Aynı günlerde yılın 365 günü kira ödeyen, personel çalıştıran, SGK primi yatıran, vergisini eksiksiz ödeyen ve Akşehir sokaklarında faaliyet gösteren yerleşik esnafın belge düzeni ile bu geçici satış noktalarının belge düzeni aynı mıdır?

Eğer aynı değilse, burada oluşan vergi adaletsizliğinin sorumlusu kimdir?

Son yıllarda Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı Akşehir Vergi Dairesi ekipleri birçok sektörde hasılat tespitleri yapmakta, fiş ve fatura düzenini yerinde denetlemektedir. Devlet kayıt dışı ekonomiyle mücadele ederek vergi adaletini sağlamaya çalışmaktadır. Bu yaklaşım son derece doğrudur.

Peki aynı hassasiyet şenlik alanlarında faaliyet gösteren geçici satış noktaları için de gösteriliyor mu?

Yıl boyunca bütün mali yükümlülüklerini yerine getiren, yüksek kira, personel gideri, vergi ve finansman maliyetleri altında ayakta kalmaya çalışan Akşehir esnafı, birkaç günlüğüne gelen ve aynı yükümlülüklere katlanmayan satıcılarla nasıl eşit şartlarda rekabet edecektir?

Bugün Türkiye'nin en önemli ekonomik sorunlarından biri likidite krizidir. Küçük ve orta ölçekli işletmeler yüksek faiz, daralan talep ve artan maliyetler nedeniyle tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşamaktadır. Böyle bir dönemde yerel yönetimlerin önceliği, şehir ekonomisini güçlendirmek ve yerel ticareti desteklemek olmalıdır.

Oysa biz ne görüyoruz?

Beş gün sürecek etkinlikler, konserler ve geçici satış alanları...

Elbette kültürel etkinlikler yapılmalıdır. İnsanlar eğlenmeli, şehir sosyal hayatını yaşamalıdır. Ancak kamu yönetimi yalnızca bugünü değil, yarını da hesaplamak zorundadır. Yapılan her organizasyonun yerel ekonomi üzerindeki çarpan etkisi analiz edilmelidir. Şehre kısa vadede hareketlilik sağlayan ancak uzun vadede yerel esnafı zayıflatan uygulamalar, sürdürülebilir kalkınma anlayışıyla bağdaşmaz.

Diğer taraftan yıllardır şehir merkezinde haksız rekabeti önlemek amacıyla çeşitli uygulamalar yapılmaktadır. Esnafa kaldırımların işgal edilmemesi söylenmektedir. Ruhsat denetimleri yapılmaktadır. Belirli kurallara uyulması istenmektedir.

Bütün bunlar doğrudur.

Ancak aynı kamu otoritesinin metrelerce uzunlukta satış çadırları kurarak, büyük ihtimalle Akşehir'de ikamet etmeyen ve elde ettiği gelirin önemli bölümünü şehir dışına taşıyacak satıcılara alan açması nasıl açıklanacaktır?

Bir taraftan yerel esnafa kurallar koyarken, diğer taraftan o esnafın müşteri kitlesini geçici satış alanlarına yönlendirmek hangi adalet anlayışıyla bağdaşmaktadır?

Yerel yönetimlerin görevi yalnızca etkinlik düzenlemek değildir; aynı zamanda şehir ekonomisini korumaktır.

Şenliklerin amacı Nasreddin Hoca'nın evrensel mirasını tanıtmak, Akşehir'in marka değerini yükseltmek, kültür turizmini geliştirmek ve şehrin ekonomik geleceğine katkı sağlamaktır.

Peki bugün şenlik programının ne kadarı gerçekten Nasreddin Hoca'yı anlatmaktadır?

Programın ne kadarı Akşehir'in kültürel kimliğini öne çıkarmaktadır?

Şenlik bütçesinin ve etkinliklerin ne kadarı doğrudan Akşehir esnafına, Akşehir sanatçısına, Akşehir üreticisine ve Akşehir ekonomisine katkı sağlamaktadır?

Şenliklerin bütünselliğinin yüzde kaçı gerçekten Akşehir'le bağdaşmaktadır?

Bu soruların cevabı verilmeden yapılan her organizasyon eksik kalacaktır.

Çünkü Akşehir sadece konserlerden ibaret değildir.

Akşehir; Nasreddin Hoca'dır, Ahilik kültürüdür, yerel üreticidir, alın teridir, yılın 365 günü kepenk açan esnafıdır.

Gerçek halk belediyeciliği yalnızca meydanları doldurmak değil; o meydanların çevresinde ekmeğini kazanmaya çalışan insanların hakkını da koruyabilmektir.

Kamu gücü piyasayı düzenlemek için vardır; piyasayı bozmak için değil.

Eğer piyasadaki rekabeti bozan uygulamaların en önemli aktörü kamu kurumları hâline geliyorsa, bunun üzerinde ciddi şekilde düşünmek gerekir.

Çünkü güçlü şehirler; güçlü yerel ekonomileriyle, güçlü esnafıyla ve adil rekabet ortamıyla büyür.

Ve son söz...

Vay benim Akşehir'im vay...

Nasreddin Hoca'nın adını taşıyan bir şehrin, onun adalet, hikmet ve sağduyu mirasını yalnızca afişlerde değil; ekonomik, sosyal ve yönetsel kararlarında da yaşatması gerekmez mi?