Evet, yanlış okumadınız.
50!
İnsan 20 yaşındayken 50 yaşındaki birini görünce, “Bu adam artık hayattan elini eteğini çekmiştir.” diye düşünüyor.
Şimdi aynaya bakıyorum…
O adam benim!
Ama içeride hâlâ 25 yaşındayım. Sadece beden bu konuda benimle aynı fikirde değil.
Saçlar gitmiş. Gözler eskisi gibi görmüyor, kulaklar da seçici davranıyor. Bazen biri bir şey söylüyor, anlamıyorum ama başımı ciddi ciddi sallıyorum:
“Tabii… kesinlikle.”
Ne dediğini bilmiyorum ama iletişim uzmanı gibi davranıyorum.
Bir de diyabet çıktı başımıza.
Yetmedi…
Tansiyon da kapıyı çaldı.
Kapıyı açtık.
Meğer misafir değilmiş.
Yerleşmeye gelmiş!
Ama Allah’tan bir konuda henüz kısıtlama gelmedi:
Çay!
Şimdilik çay serbest. Hayatın bütün nimetlerini tek tek sorgulamaya başladığımız şu yaşta, ince belli bir bardak çayın hâlâ masada olması insana umut veriyor.
Demek ki tamamen bitmemişiz.
Bir de doğum günü mesajları var.
Bu yıl özellikle bekliyorum.
İlk doğum günü mesajını gönderen okuruma bir çay ısmarlayacağım.
Ama küçük bir şartım var:
Bankalar hariç!
Onlar zaten doğum günümü benden daha iyi hatırlıyor.
“Değerli müşterimiz, doğum gününüz kutlu olsun…”
Arkasından kredi, kart, kampanya…
İnsan düşünüyor:
“Bu kadar sevgi gerçek olamaz.”
Gerçi annemle babamdan da doğum günü tebriği beklemiyorum.
Bir keresinde babam doğum günümü kutlamak için aradı. Biraz konuştuktan sonra fark ettim ki benim doğum günümü ağabeyiminkiyle karıştırmış.
“Baba,” dedim, “bugün benim doğum günüm değil, ağabeyimin doğum günü.”
Bir sessizlik…
Sonra babam:
“İyi oğlum, kapat.”
Annem ise benim doğum tarihimi bilse bile, 50 yıl önceki takvimi nereden hatırlasın?
Onun hafızasında sadece:
“Harman zamanı doğmuştu.”
bilgisi var.
Zaten bizim evde doğum günleri pek kutlanmaz.
Kutlanırsa da alınan hediyelerin gerçekten bana mı, yoksa evin ihtiyacına mı yönelik olduğu bazen tartışılır.
“Bu sana…”
diye başlayan cümle,
“…ama zaten eve lazımdı.”
diye devam eder.
Ama galiba sevgi biraz da böyle bir şey.
Herkes sevgisini kendi bildiği şekilde gösteriyor.
Şaka bir yana, 50 yıl az değil.
Bu 50 yılın içinde ne çok insan, ne çok hikâye, ne çok sevinç, ne çok kırgınlık, ne çok başlangıç, ne çok veda var.
İnsan yaş aldıkça doğum gününü değil, hayatını kutlamaya başlıyor.
Çünkü pasta bitecek, hediyeler eskiyecek, mesajlar silinecek.
Ama insanın hayatına dokunanlar kalacak.
Bir öğrencinin başarısı…
Bir dostun kahkahası…
Aileyle içilen bir çay…
Bir yazının bir insanda bıraktığı küçük bir düşünce…
Bunlar kalacak.
O yüzden bugün kendime büyük sözler vermiyorum.
Sadece daha çok gülmek, daha az öfkelenmek, daha çok sevmek ve daha çok yazmak istiyorum.
Velhasıl…
50 olduk.
Saçlar eksildi.
Gözler azaldı.
Kulaklar seçici oldu.
Şeker geldi.
Tansiyon da adresi buldu.
Ama merak hâlâ burada.
Mizah hâlâ burada.
Kalem hâlâ elimde.
Ve çok şükür…
Çay hâlâ serbest!
Doğum günü mesajlarınızı bekliyorum.
İlk mesajı gönderene bir çay benden.
Bankalar hariç.
Çünkü insan 50 yaşına gelince anlıyor:
Mesele eksiksiz olmak değil, eksiklerinle birlikte hayata gülümseyebilmektir.
Daha ne olsun?
İyi ki doğdum.





