Dinin adı her yerde var; fakat dinin en temel emri olan adalet, nedense çoğu zaman kapının dışında bırakılıyor.
Bazıları dini yaşamak yerine dini kullanmayı öğrendi.
Dillerinden dua eksik olmadı ama adaletten uzaklaştılar.
Kul hakkından söz ettiler ama başkasının hakkına göz diktiler.
Tevazudan bahsettiler ama makam bulunca kibir büyüttüler.
Kardeşlik dediler ama menfaatleri çatışınca kardeşlerini kolayca harcadılar.
İşte tam burada şekil ile öz arasındaki büyük uçurum ortaya çıkıyor.
Dindarlık, insanın kendisine taktığı bir sıfat değildir. İnsanlara nasıl davrandığıyla ortaya çıkan bir ahlaktır.
Tesbih çekmek kolaydır; dilini başkasının onurunu kırmaktan korumak zordur.
Namaz kılmak kolaydır; haksızlığa karşı durmak zordur.
Oruç tutmak kolaydır; nefsine hâkim olmak zordur.
“Allah” demek kolaydır; Allah'tan korkarak kul hakkından sakınmak zordur.
Asıl mesele de tam olarak budur.
Çünkü bazı insanlar dini, ahlakın kaynağı olmaktan çıkarıp itibarın aksesuarına dönüştürebiliyor.
Fotoğrafta başka, makamda başka, sofrada başka, kapalı kapılar ardında bambaşka bir insan...
Oysa insanın gerçek yüzünü kalabalıklar değil, çıkarının olmadığı yerdeki davranışı gösterir.
Bir insan herkese karşı güler yüzlü olabilir. Ama eline güç geçtiğinde adaleti unutuyorsa, orada ciddi bir çelişki vardır.
Bir insan dini sözleri çok güzel konuşabilir. Fakat çalışanının emeğini küçümsüyor, zayıfı eziyor, hak sahibinin hakkını geciktiriyor ve kendisine yakın olana başka, uzak olana başka davranıyorsa; söz ile davranış arasındaki mesafeyi düşünmek gerekir.
Burada kimsenin imanını sorgulamak bize düşmez.
Ama ahlakı sorgulamak hepimizin hakkıdır.
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, daha fazla dini slogan değil; daha fazla dürüstlük, adalet, merhamet ve kul hakkı hassasiyetidir.
Makam geçer.
Para geçer.
Şöhret geçer.
Alkış geçer.
Geriye insanın ne yaptığı ve kimi incittiği kalır.
İyi görünmek başka şeydir, iyi olmak başka.
Dindar görünmek başka şeydir, dinin ahlakını yaşamak bambaşka.
Belki de bugün hepimizin kendimize sorması gereken soru budur:
Biz dini mi taşıyoruz, yoksa din bizi mi taşıyor?
Gerçek dindarlık, en çok kimsenin görmediği yerde belli olur.
Kimsenin alkışlamadığı bir iyilikte…
Gücün varken hakkaniyetli davranmakta…
Sana yakın olmayanın hakkını savunmakta…
Menfaatine dokunduğunda bile haramdan uzak durmakta…
Kısacası mesele, Allah'ı ne kadar andığımız kadar, Allah'ın gördüğünü ne kadar hatırladığımızdır.
Gösterişli dindarlık insanları etkileyebilir.
Ama samimi ahlak, insanın hayatına dokunur.
Ve unutmayalım:
Dindarlık bir vitrin değildir.
İman bir dekor değildir.
Ahlak ise fotoğraf karesine sığmaz.





