Ben de öğretmenim. Hatta öyle yeni yetme de değilim; 28 yıldır sınıfa giriyorum. Dolayısıyla önlük konusunda artık biraz söz söyleme hakkım olduğunu düşünüyorum.
Şimdi bize deniyor ki:
“Öğretmenler önlük giyecek.”
Tamam.
Benim itirazım önlüğe değil.
İster önlük giyelim, ister kravat takalım, ister yakamıza “Öğretmen” yazalım.
Ama insanın aklına şu soru geliyor:
Öğretmeni öğretmen yapan şey gerçekten önlük mü?
Önlüğü giyince öğretmenin bilgisi mi artacak?
Öğrencinin derse ilgisi mi yükselecek?
Sınıflardaki kalabalık mı azalacak?
Müfredat mı sadeleşecek?
Öğretmenin üzerindeki bürokratik yük mü hafifleyecek?
Öğrencinin sınav kaygısı mı bitecek?
Velinin “Hocam benim çocuk neden çalışmıyor?” sorusu mu ortadan kalkacak?
Hayır.
Ama olsun…
Önlük var.
Demek ki eğitim sisteminin en azından yaka kısmını kurtardık.
Ben 28 yıldır öğretmenlik yapıyorum.
Bu süre içerisinde nice öğretmen gördüm.
Kimi takım elbiseyle ders anlattı, kimi kazakla…
Kimi kravat taktı, kimi gömleğinin kollarını sıvadı.
Ama iyi öğretmenleri birbirinden ayıran şeyin kıyafetleri olmadığını çok iyi biliyorum.
Çünkü öğrencinin hafızasında öğretmenin ceketi değil;
ona söylediği bir cümle, verdiği cesaret, fark ettiği bir yetenek, tuttuğu el kalır.
Bazen bir öğretmenin söylediği:
“Sen bunu yapabilirsin.”
cümlesi, öğrencinin hayatında yıllarca taşınan bir önlükten daha değerlidir.
Elbette öğretmen temsil ettiği mesleğin ciddiyetine uygun giyinebilir.
Bunda hiçbir problem yok.
Hatta öğretmenin kendisine, öğrencisine ve mesleğine duyduğu saygının bir göstergesi olarak özenli giyinmesi son derece güzel bir şeydir.
Ama eğitimde kaliteyi kıyafetin kumaşında aramaya başladığımız gün, biraz durup düşünmemiz gerekir.
Çünkü eğitimde asıl mesele öğretmenin ne giydiği değil, ne söylediği ve ne yaptığıdır.
Önlük beyaz olabilir.
Ama öğretmenin zihni karanlıksa ne olacak?
Kravat düzgün olabilir.
Ama öğrencinin geleceğiyle ilgilenmiyorsa?
Ayakkabısı boyalı olabilir.
Ama sınıfa girerken içinde meslek aşkı kalmamışsa?
İşte asıl mesele burada.
Bir de işin ironik tarafı var.
Öğretmene önlük giydirmek kolay.
Bir yönetmelik hazırlanır, ölçüsü belirlenir, rengi seçilir, dağıtılır.
Bitti.
Ama iyi öğretmen yetiştirmek?
O biraz daha zor.
Öğretmenin motivasyonunu yükseltmek?
Daha zor.
Sınıfları ideal öğrenci sayısına indirmek?
Daha zor.
Nitelikli eğitim materyali sağlamak?
Daha zor.
Öğretmenin mesleki itibarını güçlendirmek?
Çok daha zor.
O yüzden bazen insanın aklına şu geliyor:
Acaba eğitimde çözülmesi zor meseleler yerine, çözülmesi kolay meselelerle mi uğraşıyoruz?
Çünkü önlük giydirmek kolaydır.
Öğretmeni yeniden heyecanlandırmak zor.
Ben önlüğe karşı değilim.
Hatta giyeriz.
Yakışırsa üstüne bir de rozet takarız.
Ama lütfen önlüğün cebine biraz da yetki, itibar, motivasyon ve huzur koyalım.
Öğretmenin yakası düzgün olsun, eyvallah.
Ama mümkünse omuzlarındaki yük de biraz hafiflesin.
Çünkü öğretmenin üzerindeki en ağır şey önlük değildir.
Sorumluluktur.
Ve o sorumluluğu 28 yıldır taşıyan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
İyi öğretmeni önlüğü değil, öğrencisinin hayatında bıraktığı iz tanımlar.
Önlük giyeriz.
Ama önce şu soruyu sormayı unutmayalım:
BİZ ÖĞRETMENİN KIYAFETİNİ Mİ DÜZELTMEYE ÇALIŞIYORUZ, YOKSA EĞİTİMİ Mİ?
Görüş ve eleştirileriniz benim için önemli;





