Elbette güvenlik denince akla kamera, güvenlik görevlisi, polis, turnike ve okul çevresindeki denetimler geliyor. Bunların hepsi önemli. Fakat okul güvenliği yalnızca kapıda bekleyen güvenlik görevlisiyle sağlanmaz.

Bazen en önemli güvenlik sistemi, öğrencisinin yüzündeki değişikliği fark eden öğretmendir.

Çünkü öğretmen sadece ders anlatan insan değildir. Öğrencisinin ses tonunu, arkadaş ilişkilerini, içine kapanmasını, öfkesini, korkusunu, davranışlarındaki değişimi fark eder. En azından etmelidir.

Peki öğretmenin buna zamanı kalıyor mu?

İşte burada biraz durup düşünmek gerekiyor.

Öğretmen; ders anlatıyor, sınava hazırlıyor, sınav yapıyor, sınav okuyor, toplantıya giriyor, kurul ve komisyon görevleri yürütüyor, çeşitli formlar dolduruyor, rapor hazırlıyor, proje ve etkinlik dosyaları oluşturuyor, sisteme veri giriyor…

Eğitim için yapılan bazı çalışmalar zamanla eğitimin kendisinin önüne geçebiliyor.

Sonra öğretmenden bir de öğrencisini yakından tanımasını, riskleri erkenden fark etmesini ve rehberlik yapmasını bekliyoruz.

İnsanın aklına şu soru geliyor: Öğretmen öğrencisine bakmaya ne zaman fırsat bulacak?

Burada kimseyi suçlamaya gerek yok. Mesele bir kişiden çok daha büyük. Mesele, eğitim sisteminin öğretmenin zamanını nasıl kullandığı meselesidir.

Belki artık şu soruyu sormalıyız:

Öğretmenin yaptığı her evrak gerçekten gerekli mi?

Aynı bilgiyi üç farklı yere yazdırmanın, onlarca sayfalık rapor hazırlatmanın, eğitim adına yapılan her faaliyeti dosyalamanın öğrencinin eğitimine katkısı nedir?

Belki de bazı evrakları azaltıp o zamanı öğretmene geri vermeliyiz.

Çünkü bir öğretmene öğrencisiyle konuşması için haftada fazladan bir saat kazandırmak, bazen hazırlanan yüzlerce sayfalık rapordan daha değerli olabilir.

Okul güvenliği elbette kamera, denetim ve tedbirlerle güçlendirilmelidir.

Ama en güçlü erken uyarı sistemi hâlâ insandır.

Ve o insan çoğu zaman öğretmendir.

Öyleyse öğretmeni evraktan kurtaralım.

Öğrenciyi kaybetmeden.