Sonra yenileri ekleniyor. Kahve mi çay mı? Bugün ne giysem? Arabayla mı gitsem, yürüyerek mi? Öğlen ne yesem? Hangi uygulamadan sipariş versem? Akşam hangi diziyi açsam?
Daha gün başlamadan onlarca karar vermiş oluyoruz.
Eskiden yorulmanın sebebini hep yaptığımız işlerde arardım.
Çok çalıştığımız için, çok koşturduğumuz için, çok sorumluluk taşıdığımız için yorgun olduğumuzu sanırdım.
Artık başka bir şey düşünüyorum.
Bizi en çok yoran şey, durmadan karar vermek.
Üstelik bunlar hayatı değiştiren büyük kararlar da değil. Kimse her gün ev değiştirmiyor, iş değiştirmiyor ya da hayatının aşkını seçmiyor. Ama her gün yüzlerce küçük seçim yapıyoruz.
O küçük seçimlerin her biri fark edilmeden zihnimizden küçük bir enerji alıp gidiyor.
İşin ilginç tarafı, seçenekler arttıkça rahatlamamız gerekirken tam tersi oluyor.
Bir kafeye gidiyorsun. Eskiden kahve denince iki üç seçenek vardı. Şimdi menü neredeyse küçük bir kitap gibi. Sütü değişiyor, boyutu değişiyor, aroması değişiyor. Siparişi verirken bile insan “Acaba öbürünü mü seçseydim?” diye düşünüyor.
Alışverişte de öyle.
Bir şampuan alacaksın. Rafın önünde onlarca seçenek var. En doğal olan hangisi? En iyi yorum hangisinde? Kampanyalı olan mı daha mantıklı? İndirim bitmeden alsam mı?
Seçmek kolaylaşmadı.
Sadece seçenekler çoğaldı.
Bir de görünmeyen kararlar var.
Mesaja şimdi mi cevap vereyim?
Bu haberi açayım mı?
Bu yoruma cevap yazmalı mıyım?
Telefon elimizdeyken bile zihnimiz sürekli küçük düğmelere basıyor.
Bu yüzden bazen hiçbir şey yapmamış gibi hissetsek bile tükenmiş oluyoruz.
Günün sonunda “Hiçbir şey yapmadım ama çok yoruldum,” diyen insanların sayısı arttı.
Çünkü yorgunluk artık sadece bedende olmuyor.
Biraz da zihinde birikiyor.
Kendimize her şeyi seçmek zorunda olmadığımızı hatırlatmanın zamanı gelmiştir.
Bazen ilk gördüğümüz kahveyi söylemek...
Bazen telefonu sessize almak...
Bazen bir mesajın hemen cevabını vermemek...
Bazen de hiçbir şey seçmeden biraz durmak.
Çünkü zihnimizin en çok ihtiyaç duyduğu şey, yeni seçenekler değil; biraz boşluk.
Ve bugün kendimize şu soruyu sormaya değer:
Hayat bizi gerçekten bu kadar yoruyor mu, yoksa bitmeyen kararlar mı enerjimizi sessizce tüketiyor?





