Erbakan'ın meselesi rejimin adıyla değil, muhtevasıyla idi.

Onun itirazı cumhuriyet kavramına değil; cumhuriyetin içinin hangi zihniyetle doldurulduğuna, millet iradesinin ne kadar temsil edildiğine ve devletin hangi değerler üzerine bina edildiğineydi.

Erbakan Hoca'nın mücadelesinin özeti:

Şekil değil, öz!

Taklit değil, şahsiyet!

Bağımlılık değil, bağımsızlık!

Millî Görüş, işte bu iddiaların adıdır.

Erbakan'a göre bir yönetimin adının cumhuriyet olması, o yönetimin adil olduğunu göstermezdi. Çünkü asıl ölçü Hakkı üstün tutmak olmalıydı.

İslam ile cumhuriyet arasında bir çelişki görmeyen Erbakan için yönetim; istişareye, adalete ve millet iradesine dayanmalıydı. Millet kendi tarihinden, inancından ve medeniyet birikiminden koparılmadan yönetilmeliydi. Bu yüzden Batı taklitçiliğine karşı çıktı. Batı'nın ilmini, teknolojisini almaya değil; Batı'yı ölçü kabul edip kendi kimliğinden uzaklaşmaya karşı çıktı. Mesele başkasına benzemek değil, kendi kimliğinle güçlü olmaktır.

Erbakan'ın demokrasi anlayışının merkezinde millî irade vardı. Demokrasi sadece sandık kurmaktan ibaret olamazdı. Bu yüzden siyasi literatürümüze, "Demokratur" kavramını kazandırdı. Demokrasi halkın kendi kendisini idare etmesi demekken, Demokratur halkın yönetime alet edilmesi anlamına geliyordu.

Halk sandığa gidiyor ama devletin başı olan cumhurbaşkanını seçemiyor, milletvekili ve belediye başkanlığı gibi adayları, genel başkan ve ekibi belirliyor. Seçmen, sadece belirlenenler arasından seçen olmak yerine, adayları belirleme sürecinde de söz sahibi olmalı.

Bu arada, son dönemlerde Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilebiliyor olması, demokrasi adına önemli bir kazanım olmuştur..

Erbakan'ı sadece sanayi ve ekonomi üzerinden okumak eksik kalır. Onun bütün projelerini birbirine bağlayan temel ilkesi, ‘’Önce Ahlak ve Maneviyat’' tır. Çünkü ahlakın olmadığı yerde güç adaleti değil menfaati büyütür. Maneviyatın olmadığı yerde kalkınma huzur getirmez, sadece tüketimi artırır.

Devlet Erbakan'a göre sadece idari bir mekanizma değildi. Hakkı koruyan, adaleti tesis eden, milletin huzurunu sağlayan bir nizamdı. Harf, kıyafet, din eğitimi, Türkçe ezan ve hukuk gibi Cumhuriyet'in ilanından sonraki uygulamalarına yönelik eleştirisi de hep bu yüzdendi. Devletin, milletin inancıyla kavga etmesinin yanlışlığını savunuyordu. Bir millet hem çağın teknolojisini öğrenebilir hem de kendi değerlerine sahip çıkabilirdi.

Erbakan'ın bağımsızlık idealini en somut anlatan yer ağır sanayi hamlesidir. Ona göre siyasi bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık olmadan ayakta duramazdı. Türkiye sadece tüketen değil, üreten olmalıydı. Kendi motorunu, tezgâhını, tankını, uçağını velhasıl her türlü fabrikalarını kuramayan bir ülke başkasının üretimine mahkûm olurdu. Bu bir içe kapanma çağrısı değildi. Stratejik alanlarda başkasına muhtaç olmayacak bir üretim altyapısı kurma iradesiydi. Çünkü üretmeyen, teknoloji geliştirmeyen bir ülkenin hareket alanı daralır.

Erbakan'ın iki büyük iddiası; Adil Düzen ve D-8…

Adil Düzen: Mesele sadece daha fazla üretmek değil, üretileni hakça paylaşmaktır. İşçinin alın teri, çiftçinin emeği, esnafın mücadelesi karşılığını bulmalıdır. Faiz eleştirisi de bu yüzdendir; üretime dayanmayan bir finansman sistemi adaleti zedeler.

D-8: Bağımsızlık sadece Türkiye için değildir. 1997'de kurulan D-8, gelişen ülkelerin kendi aralarında iş birliği yaparak daha adil bir dünya kurabileceği tezinin pratiğidir. Dünya düzeni sadece güçlülerin kurallarına uyumdan ibaret olmamalıdır.

Millî Görüş ekseninde cumhuriyetin ölçüsü nettir: Hak, adalet ve bağımsızlık.

Hak olmadan adalet, adalet olmadan huzur, ekonomik bağımsızlık olmadan da siyasi bağımsızlık olmaz. Üretiyor muyuz? Bağımsız kararlar alabiliyor muyuz? Adaleti tesis edebiliyor muyuz? Milletin iradesini gerçekten temsil edebiliyor muyuz?

Cumhuriyetin gücü tabelasında değil; milletin iradesinde, adaletin tesisinde, üretimin gücünde ve bağımsızlığın teminatındadır. İşte Millî Görüş'ün cumhuriyet anlayışı budur.

Önce ahlak ve maneviyat, sonra üretim, kalkınma, adalet ve bağımsızlık. Hedef ise yaşanabilir bir Türkiye, yeniden büyük bir Türkiye ve yeni bir dünya…