Müslüman bir insan bulunduğu makamın, çevrenin veya sahip olduğu imkânların, karakterini değiştirmesine asla izin vermemeli. Tam tersi, bulunduğu yere inancına uygun ahlâkını, adalet anlayışını, merhametini ve dürüstlüğünü de taşımakla mükelleftir.
İnsan girdiği yerin şekline bürünüyorsa, o insan kişiliksiz ve menfaatperesttir. Eğer hayatı sadece zengin olmak, daha çok tanınmak, makam sahibi olmak ve güçlü görünmekten ibaret sanıyorsa, bu durumda inancının hayatına ne kadar yön verdiğini sorgulaması gerekir.
İslam’ın temel öğretilerinin en başında kul hakkı vardır.
Kul hakkı sadece bir insanın parasını almak değildir. Bir insanın emeğini sömürmek, güvenini kötüye kullanmak, devletin imkânlarını şahsi çıkar için kullanmak veya insanların alın teriyle biriktirdiği parasını haksız yollarla elde etmek de kul hakkıdır. Daha da önemlisi, insanların “Bunlar inançlı insanlardır, bize kötülük yapmazlar” şeklindeki güvenini istismar etmek, ahlaki açıdan çok daha ağır bir sorumluluk ve vebal doğurur.
Son günlerde yüzbinlerce kişiyi etkileyen fon krizindeki piyasa manipülasyonu ve dolandırıcılık iddiaları, piyasaları derinden sarstı.
Toplum olarak bu olay para kazanmak ile haksız kazanç arasındaki çizgiyi ne kadar koruyabildiğimizin sorgulanmasına sebep olmalıydı. Mesele yalnızca finans sistemindeki açıklıklar değil, vicdanların bu ahlaksızlıklara ve bu haram kazançlara sessiz kalmama meselesi olmalıydı.
Bugün toplumda “inançlı insan”, “dindar insan”, “muhafazakâr insan” gibi tanımlamalar üzerinden büyük anlamlar yüklüyoruz. Ama insanın inancını gösteren asıl şey söylemi değil eylemidir, kazancının helalliği ve davranışlarının ahlakiliğidir.
Bir insan çok güzel konuşabilir. Dini ifadeler kullanabilir. İbadetlerini yerine getirebilir. İnsanlara nasihat verebilir. Fakat başkasının hakkına el uzatıyorsa, emanete ihanet ediyorsa, haksız kazanç peşindeyse burada ciddi bir çelişki vardır.
Çünkü İslam’ın istediği şey dindar ve ahlaklı görünmek değil, emrolunduğu gibi her manada dürüst bir hayat yaşamaktır. Bu ölçü sadece siyasetçiler, iş insanları, bürokratlar, din görevlileri için değil, toplumun önünde olan olmayan, sözü dinlenen dinlenmeyen inançlı ya da değil, herkes için geçerlidir.
İnsanların makamı yükseldikçe sorumlulukları da yükselir.
Bir vatandaşın yaptığı yanlış ile toplumun güvenini kazanmış bir insanın yaptığı yanlış aynı etkiyi oluşturmaz. Özellikle insanlara ahlâk ve dürüstlük konusunda örnek olması beklenen kişilerin kendi hayatlarında bunun tersini yapmaları, sadece kendilerine değil temsil ettikleri değerlere ve makamlara da zarar verir. Çoğunlukla da en büyük zararı, İslam’ın adını taşıdığı hâlde İslam’ın ahlâkını taşımayan insanlar verirler.
Dünyada makam, para, şöhret ve güç geçicidir. İnsan bugün alkışlanır, yarın unutulur. Bugün makam sahibi olan, yarın o makamın kapısından içeri dahi giremeyebilir. Fakat insanın yaptığı iyilik ve kötülük, bıraktığı iz ve hak meselesi kolay kolay ortadan kalkmaz.
Her seferinde kendinize şu soruyu sormalısınız!
Ben ne için yaratıldım ve ne için yaşıyorum?
Daha çok kazanmak, daha güçlü olmak, daha yüksek makama çıkmak için mi? Yoksa arkamdan “İyi bir insandı. Kimsenin hakkını yemedi. Emanete sahip çıktı. Güvenimizi boşa çıkarmadı.” denilmesi için mi? İşte bundan dolayıdır ki, bugün en fazla ihtiyacımız olan şey, öncelikle kendinize çekidüzen vermek olmalıdır.
Pek tabii ki eleştirmek, sorgulamak en temel insani hakkınız!
Lakin eleştirmeden önce kendinizi tartmalısınız.
Siyasileri eleştirmeden önce, haksız talepleriniz veya liyakatsiz atama yaptırmak için peş peşe aramalarınızı...
Esnafları eleştirmeden önce, kendi ticaretinizde dürüst olup olmadığınızı...
Zenginleri eleştirmeden önce, kendi menfaatiniz uğruna başkasının hakkını çiğneyip çiğnemediğinizi...
Dindar birini eleştirmeden önce, kendinizin ne kadar tutarlı ibadet ettiğinizi, yanlışlarınızı ve işlediğiniz haramları düşünün derim...
Evet birilerini eleştirmek, hele ki siyasetçileri eleştirmek en kolayı.
Unutmayın yaşadığımız toplum içerisinde ahlâk da, vicdan da biziz.
Değişim olmalı diyorsunuz amenna ve saddakna, o halde insanlardan beklediğiniz davranışları tatbik etmeye önce kendinizden başlayın.
Eğer girdiğiniz her ortam sizi değiştiriyor, makam sizi bozuyor, para sizi başkalaştırıyor, güç sizi kibirlendiriyor, menfaat sizi değerlerimizden uzaklaştırıyorsa, kendinize çeki düzen verme zamanınız çoktan gelmiş demektir.
İnsan ne kadar para kazandığıyla değil, o parayı kazanırken neleri kaybettiğiyle de ölçülür.
Vicdanını ve ahlakını kaybetmiş bir insanın kazandığı servet, ne kadar büyük olursa olsun, o manen kaybetmiştir.
Hülasa; Yaşamak dünyanın sizin üzerinizde bıraktığı iz değil; sizin dünyada bıraktığınız izdir.





