İNANÇSIZLIK
İnanç, insan hayatının her dönemdeki ilk ve en önemli meselesidir. Çünkü insanın dünya ve ahiret saadeti, sahip olduğu inancın doğruluğuyla yakından ilgilidir.
Batıl ve yanlış inançlar, insanın düşüncesini ve davranışlarını bozarak pek çok kötülüğün kaynağı hâline gelebilir. Bu sebeple İslâm, her şeyden önce doğru, sağlam ve güçlü bir iman ortaya koymuş; imanın gereği olan salih amel ve güzel ahlâkı insan hayatının merkezine yerleştirmiştir.
Sağlam iman; güzel ahlâkı, adaleti, merhameti, doğruluğu, güveni ve iyiliği beraberinde getirir. Böylece fertte huzurun, toplumda barışın ve insanlıkta hayrın yolu açılır.
CEHALET
İnsanın karşı karşıya bulunduğu en büyük cehalet, Allah’ı tanımamak, yaratılış gayesini kavramamak ve hayatı boş ve amaçsız yaşamaktır.
Gerçek ilim, insanı hakikate ve imana götürür. Kur’ân-ı Kerîm’de:
“Allah’tan kulları içinde ancak âlim olanlar hakkıyla korkar.”
(Fâtır, 35/28)
buyurularak gerçek ilmin insanı Allah’a karşı sorumluluk ve haşyete götürdüğüne dikkat çekilir.
Cehalet yalnızca bilgi eksikliği değildir. Câhiliye dönemindeki kullanımı dikkate alındığında cehalet; hilm, akıl ve olgunluğun zıddı olan azgınlık, serkeşlik, öfkeye ve arzulara teslim olma, hayvanî içgüdülerin peşinden gitme ve barbarca davranışlar anlamlarını da taşır.
Hilm ise insanın öfkesine hâkim olması, hoşgörülü ve bağışlayıcı davranması, ölçülü ve medeni bir hayat sürmesi; kısacası akıl ve ahlâk olgunluğuna ulaşmasıdır.
Bu bakımdan Peygamber Efendimiz aleyhi’s-salâtü vesselâm, Müslümanların öfke, şiddet, saldırganlık, kibir ve taassuptan arınmalarını; akıl, hikmet, merhamet ve güzel ahlâkla donanmalarını istemiştir.
İslâm’dan önceki dönemin “Câhiliye” olarak isimlendirilmesi de sadece bilgi eksikliğinden değil; insanı Allah’tan, hakikatten, güzel ahlâktan ve insanî değerlerden uzaklaştıran kötülüklerin yaygınlığından kaynaklanmaktadır.
İslâm, bu anlayışı değiştirerek insanı cehaletin karanlığından çıkarıp imanın, ilmin, hikmetin ve güzel ahlâkın aydınlığına ulaştırmıştır.
YOKSULLUK
İslâm’ın mücadele ettiği önemli problemlerden biri de yoksulluktur.
Yoksulluk ve geçim sıkıntısı, sadece ferdin hayatını değil, toplumun sosyal dengesini de sarsan önemli bir problemdir. İnsan ağır bir geçim sıkıntısı altında kaldığında ruhen ve ahlâken zorlanabilir; çaresizlik, ümitsizlik ve yanlış yollara sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.
Peygamber Efendimiz aleyhi’s-salâtü vesselâmın:
“Fakirlik neredeyse küfür olacaktı.”
şeklindeki hadis-i şerifi de fakirliğin insan üzerinde meydana getirebileceği ağır manevi ve ahlâkî baskıya dikkat çeken bir uyarı olarak anlaşılmıştır.
Bu sebeple İslâm, insanı çalışmaya, üretmeye, helalinden kazanmaya, paylaşmaya ve yardımlaşmaya teşvik etmiştir. Aynı zamanda insanı ve toplumu fakirliğe sürükleyen tembellik, israf, içki, kumar, faiz ve diğer gayrimeşru yollarla mücadele etmiştir.
Zekât, sadaka, infak ve yardımlaşma gibi ibadet ve sorumluluklarla toplumun zengin ile fakir arasındaki bağını güçlendirmiş; sosyal dayanışmayı ve kardeşliği canlı tutmuştur.
İslâm’ın ortaya koyduğu bu ölçüler, yalnızca ekonomik bir düzen değil, aynı zamanda adalet ve merhamet üzerine kurulmuş bir toplum anlayışıdır.
İMAN, İLİM, AHLAK VE ÇALIŞMA
İslâm’ın insan ve toplum için ortaya koyduğu temel esaslar birbirinden ayrı değildir.
İman insana istikamet verir.
İlim hakikati öğretir.
Ahlâk insanı güzelleştirir.
Çalışmak hayatı imar eder.
Helal kazanç topluma güven verir.
Yardımlaşma kardeşliği güçlendirir.
Adalet ise bütün bunların teminatıdır.
Bir toplumun yükselmesi; iman, ilim, güzel ahlâk, emek, helal kazanç, adalet, dayanışma ve kardeşlik değerlerinin birlikte yaşatılmasıyla mümkündür.
Çoluk çocuğunun, ailesinin, milletinin, ülkesinin ve bütün insanlığın iyiliği ve yükselmesi için çalışan; ilim öğrenen, helalinden kazanan, hakkı gözeten, fakirin ve ihtiyaç sahibinin yanında olan insanlar, hem Allah katında hem de insanlar nazarında değerli kimselerdir.
İslâm’ın insanlığa sunduğu mücadele anlayışı; cehalete karşı ilim, inançsızlığa karşı iman, ahlâksızlığa karşı güzel ahlâk, yoksulluğa karşı çalışma ve dayanışma, zulme karşı adalet anlayışıdır.
İnsanlık bugün de bu değerlere muhtaçtır.
İmanla yaşayan, ilimle ilerleyen, ahlâkla yükselen, helalinden kazanan ve iyilik için çalışan insanlara selâm olsun.





