GÜNDEM

Kiraz Üreticisinin Ömrü ve Geçen 1 Yılı

Bir kiraz üreticisinin yılı mart ayında başlar. Daha bahar gelmeden bahçeye iner; budama yapar, gübre atar, ilaçlama yapar. Tek amacı vardır: Dalında bir ressamın tablosu kadar kıymeti bir kiraz üretmek

Sonra ağaçlar çiçek açar. O andan itibaren gözünüz sürekli göğün bizler bakan yüzündedir. "Yağmur yağacak mı? Don vuracak mı?" sorusu karşısında Allah'a dua etmekten başka bir şansınız yoktur. Çiçekler dökülür, meyve tutar. Periyodik ilaçlamalar yeniden başlar. O ilaçların içinde siz de çalışır, o kimyasalları yıllarca solursunuz. Bunun bedelini çoğu zaman sağlığınızla ödersiniz, cilt, akciğer kanseri- koah gibi hastalıklar baş taliplinizdir.

Kiraz olgunlaşmaya başladığında bu kez bambaşka bir telaş başlar. İşçi bulmak zordur, kasa bulmak zordur, para bulmak daha da zordur. Bir yandan hasat, bir yandan maliyet... Sanırsınız düğünde para saçan köy ağası gibisinizdir. Gübreci, ziraatci, işçi, ayakçı vs. Bilek gücü ve alın teri ile kazanılan parayı saçarsınız.

Her gün omuzlarınızdan yaklaşık bir tonu aşan kiraz merdiveni geçer. Kolunuz, sırtınız, beliniz yıpranır. Ama işin iyi yönü kol ve sırt kası yaparsınız en doğalından hem de. Bu sırada Acemi işçiye işi öğretirsiniz, onların sorunlarını dinler, psikolojilerini anlamaya çalışırsınız. Akşam olunca iş bitmez; hale gidersiniz, eksperle fiyat pazarlığı yaparsınız. Bazen kasanız gelmez, sabaha kadar beklersiniz. Birkaç saatlik uykuyla yeniden bahçeye dönersiniz.

Yorgunluk birikir, sinirler gerilir ama yine de kimse sizi tam olarak anlayamaz. Anlamak içinde uğraş vermez.

Kiraz biter, vişne başlar. Ardından erik, elma, armut... Derken sonbahar gelir, kış kapıyı çalar. Bahçe bakımı, çapalama, budama derken üzerinize kar yağar. Artık elleriniz de nasır, yüzünüzde gün yanığı da vardır. Hani kan tahlili verseniz D vitaminiz tavan yapmış, ama yediğiniz zehirlerden karaciğeriniz vücudunuza aldığınız toksiklerle yorulmuş yıpranmıştır.

Toplumun büyük kısmı sizi sadece üç ay çalışıyor sanır. Oysa siz yılın yaklaşık on ayını tarlada, bahçede geçirirsiniz. Güneşin altında kavrulur, yağmurda ıslanır, ilaçlardan etkilenir, bedeninizi her geçen yıl biraz daha yıpratırsınız.

Bunca emeğe, bunca riske ve ödediğiniz vergilere rağmen yıpranma payı yoktur, erken emeklilik yoktur. Zaten bu meslekten gerçekten emekli olabilen de çok azdır.

Bir kiraz üreticisinin hikâyesi çoğu zaman yaşadığı köyde bulunan musalla taşının arkasına saf tutmuş köylülerinizce cenaze namazınınız kılınışı ile son bulur. Siz musallada yatarken 55 ila 65 yaş aralığında olursunuz. O gün bile elleriniz nasırlıdır. Yüzünüzde bu işi yapmayanların, emek tacirlerinin, onca çekilen eziyetinde damgası vurulmuştur.

Sofranıza gelen bir avuç kirazın arkasında; alın teri, uykusuz geceler, sağlık, sabır ve koca bir ömür vardır. Lütfen bunu unutmayın.

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }