Defalarca askerî müdahalelerin yaşandığı, başbakan ve bakanların idam edildiği, hükümetlerin vesayet odaklarının baskısıyla yön değiştirdiği bir Türkiye’den; cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçildiği ve siyasi iktidarın sandıktan çıktığı bir Türkiye’ye geçişin en önemli siyasi aktörlerinden biri hiç şüphesiz, Recep Tayyip Erdoğan'dır.

Erdoğan’ın siyasi hikâyesi yalnızca bir iktidar hikâyesi değildir. Aynı zamanda Türkiye’de devlet-halk ilişkilerinin, siyaset yapma biçiminin ve toplumun kendisini ifade etme şeklinin değişim hikâyesidir.

Erdoğan’ın liderlik gücü; Erdoğan’ın siyasetindeki en belirgin özelliklerden biri, seçmeniyle kurduğu doğrudan ve güçlü bağdır. Siyaseti sadece makam, mevki veya seçim kazanma aracı olarak görmeyen bir lider görüntüsü verdi. Kendisine inanan insanlarla kurduğu bağ, özellikle teşkilat tabanında güçlü bir aidiyet oluşturdu.

Siyasette vefa küçümsenecek bir değer değildir. İnsanlar zor günlerinde yanında gördükleri, kendilerini dinlediğine inandıkları ve mücadele ettiğini düşündükleri lidere kolay kolay sırtını dönmez. AK Parti’nin uzun iktidarında bu duygusal bağın önemli bir payı olduğunu düşünüyorum.

Toplumu ve sahayı okuyabilmek; AK Parti’nin ilk yıllarında Ankara ile Anadolu arasında güçlü bir iletişim ağı kuruldu. Mahallelerin, esnafın, teşkilatların, sivil toplumun ve toplumun farklı kesimlerinin beklentileri merkeze taşındı. Hangi vatandaşın neye kızdığı, neyi istediği, hangi bölgede hangi sorunun bulunduğu yalnızca anketlerle değil, sahada insanlarla birebir temas edilerek anlaşılmaya çalışıldı. Ve bu anlayış, AK Parti’nin toplumun nabzını uzun süre canlı tutmasını sağladı.

Ezber bozma cesareti; AK Parti’nin en önemli siyasi özelliklerinden biri de Türkiye’nin yerleşik siyaset kalıplarını değiştirme iddiasıydı. Devlet ile vatandaş arasındaki mesafenin azaltılması, siyasetin doğrudan geniş halk kitlelerine taşınması ve daha önce kendisini siyasetin dışında hisseden kesimlerin merkeze alınması, AK Parti’nin ilk dönemlerinin belirleyici özellikleri arasında yer aldı. Başörtüsü konusunda yıllarca yaşanan tartışmaların sona erdirilmesi, muhafazakâr kesimlerin kamusal alandaki görünürlüğünün artması ve devletin vatandaşla kurduğu ilişkinin değişmesi, bu dönüşümün önemli başlıklarıydı.

Meydan okuyucu bir siyasi üslup; Erdoğan hiçbir zaman herkesi memnun etmeye çalışan bir siyasetçi olmadı. Zaman zaman sertleşen, rakipleriyle doğrudan mücadele eden ve kendisine yöneltilen eleştirilere güçlü cevaplar veren bir siyasi dil kullandı. Bu üslup elbette toplumun tamamını ikna etmedi. Hatta bazı kesimlerde ciddi tepkiler oluşturdu. Fakat siyasetin temel kuralı herkesi memnun etmeye çalışan lider, çoğu zaman kendi kitlesini heyecanlandıramaz. Dolayısıyla Erdoğan bu tavrıyla, kendi seçmen kitlesini güçlü biçimde harekete geçiren bir siyasi iletişim tarzını geliştirdi.

“Sen de bu ülkenin sahibisin” duygusu; bana göre AK Parti’nin en büyük siyasi başarısı burada aranmalıdır. Yıllarca kendisini siyasetin dışında hisseden Anadolu insanı, muhafazakârlar, küçük esnaf, dar gelirli kesimler ve devlet karşısında kendisini ikinci planda gören insanlar, AK Parti döneminde kendilerinin de siyasetin merkezinde olduğunu hissettiler. Çünkü insan sadece hizmet istemez. Görülmek ister. Duyulmak ister. Saygı görmek ister. Bir vatandaş kendisini devletin ve siyasetin merkezinde hissediyorsa, o siyasi hareketle arasında yalnızca sandık bağı değil, gönül bağı da oluşur. AK Parti özellikle ilk dönemlerinde bu bağı çok güçlü kurdu.

Peki sadece siyaset mi? Elbette hayır!

AK Parti’nin yaklaşık çeyrek asırlık iktidarını değerlendirirken yalnızca siyasi söyleme değil, Türkiye’nin geçirdiği altyapısal ve ekonomik dönüşüme de bakmak gerekir. Ulaştırmadan sağlığa, konuttan savunma sanayiine, enerjiden sosyal yardımlara kadar birçok alanda büyük ölçekli yatırımlar gerçekleştirildi.

Bölünmüş yolların yaygınlaştırılması, otoyollar, köprüler, Marmaray, Avrasya Tüneli, havalimanları ve yüksek hızlı tren projeleri Türkiye’nin ulaşım altyapısını önemli ölçüde değiştirdi.

İstanbul Havalimanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osmangazi Köprüsü ve 1915 Çanakkale Köprüsü gibi projeler, Türkiye’nin son yıllardaki büyük altyapı hamlesinin sembolleri haline geldi.

Sağlık alanında ise Genel Sağlık Sigortası, aile hekimliği, şehir hastaneleri ve sağlık hizmetlerine erişimin yaygınlaşması önemli dönüşümler meydana getirdi. Özellikle pandemi döneminde sağlık sisteminin kapasitesi ve altyapısı Türkiye’nin güçlü yönlerinden biri olarak öne çıktı.

TOKİ eliyle milyonlarca konut üretilmesi, sosyal konut politikalarının genişletilmesi ve 6 Şubat depremlerinin ardından, deprem bölgesinde konut ve işyerlerinin yeniden inşa edilmesi de AK Parti döneminin önemli icraat başlıkları arasında yer aldı.

AK Parti’nin ilk dönemlerinde Türkiye ekonomisi önemli bir büyüme yaşadı. Millî gelir yükseldi, ihracat genişledi, kişi başına düşen gelir arttı ve Türkiye küresel ekonomide daha görünür hale geldi.

Ancak bugün ekonomik tabloyu değerlendirirken yalnızca geçmiş başarıları hatırlamak yeterli değildir. Enflasyon, hayat pahalılığı, gelir dağılımı, konut fiyatları ve vatandaşın satın alma gücü gibi sorunlar, iktidarın bugün karşı karşıya olduğu en önemli sınavların başında geliyor. Dolayısıyla AK Parti’nin geçmişteki ekonomik başarılarını teslim etmek kadar, bugünün ekonomik sorunlarını da açık yüreklilikle tartışmak gerekir.

Savunma sanayiinde sessiz devrim; belki de son yılların en dikkat çekici dönüşümlerinden biri savunma sanayiinde yaşandı.

İHA ve SİHA’lardan elektronik sistemlere, kara araçlarından deniz platformlarına, helikopterlerden füze sistemlerine kadar birçok alanda yerli üretim kapasitesi büyük ölçüde geliştirildi. Bayraktar TB2, Akıncı ve çeşitli yerli savunma sistemleri Türkiye’nin savunma sanayiindeki görünürlüğünü artırırken, savunma ve havacılık ihracatı da geçmişe kıyasla çok daha yüksek seviyelere ulaştı. Savunma sanayiinde ortaya çıkan bu kapasite, Türkiye’nin dış politika ve güvenlik politikalarında da elini güçlendiren unsurlardan biri oldu.

Enerji, teknoloji ve yeni Türkiye; doğal gaz keşifleri, yenilenebilir enerji yatırımları, Akkuyu Nükleer Güç Santrali, enerji altyapısındaki gelişmeler, Togg, yerli uydu projeleri ve teknoloji yatırımları da Türkiye’nin son 25 yıllık dönüşümünün diğer başlıkları arasında sayılabilir.

Bütün bunlar tek başına bir siyasi partinin başarısını açıklamaya yetmez. Ancak uzun süre iktidarda kalmış bir siyasi hareketin, ülkenin fiziki ve ekonomik yapısında bıraktığı izleri anlamak açısından önemlidir.

AK Parti neden hâlâ önemli?

Bugün AK Parti’yi eleştirmek mümkündür. Yanlışlarını, eksiklerini, ekonomik politikalarını, siyasi tercihlerinin sonuçlarını ve yönetim anlayışını tartışmak demokrasinin gereğidir.

Fakat eleştirmek başka, siyasi gerçekliği görmezden gelmek başkadır. AK Parti yaklaşık çeyrek asırdır Türkiye siyasetinin merkezindedir. Dönem dönem ciddi oy kayıpları yaşamış, ağır siyasi krizlerden geçmiş, ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalmış, kendi içinden önemli isimleri kaybetmiş ve zaman zaman kendisine güvendiği dağlardan kar değil buzlar yağmıştır. Buna rağmen iktidarını korumayı başarmıştır. Bu başarıyı yalnızca muhalefetin hatalarıyla açıklamakta bana göre doğru değildir.

25 yıllık siyasi başarı tesadüfen ortaya çıkmaz. Asıl mesele gönül bağı AK Parti’nin uzun iktidarının sırrını arıyorsak; güçlü liderlik, teşkilat disiplini, toplumun nabzını tutabilme, ezber bozma cesareti, doğrudan iletişim ve özellikle kendisini yıllarca siyasetin dışında hisseden kitlelere verilen “Sen de bu ülkenin sahibisin” duygusunu birlikte değerlendirmek gerekir.

Siyasette seçim kazanmak önemlidir. Fakat asıl maharet, seçmenle sandık arasında değil, seçmenin gönlüyle siyasi hareket arasında bağ kurabilmektir.

Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin Türkiye siyasetindeki 25 yıllık hikâyesini anlamak için belki de önce bu bağı anlamak gerekiyor. Çünkü siyasi partiler seçim kazanabilir. Hükümetler kurulabilir. Ekonomik başarılar elde edilebilir. Yollar, köprüler, hastaneler yapılabilir. Ama bütün bunların ötesinde bir siyasi hareket, milyonlarca insanın kendisini o hareketin içinde ve ülkenin geleceğinde söz sahibi hissetmesini sağlayabiliyorsa, işte o zaman sandıkta kalıcı bir karşılık bulur. Türkiye siyasetinin son çeyrek asrına damga vuran gerçek, tam da burada yatıyor.