Merkez üssü Kocaeli'nin Gölcük ilçesi olan Marmara Depremi yaklaşık 45 saniye sürdü. Ancak o 45 saniyenin bıraktığı acı, 27 yıldır dinmedi. Resmî kayıtlara göre 17 bin 480 insanımız hayatını kaybetti, on binlerce vatandaşımız yaralandı; yüz binlerce konut ve iş yeri hasar gördü.

Bugün, 17 Ağustos 2026.

Tam 27 yıl geçti.

Çocuklar büyüdü, şehirler değişti, teknoloji gelişti. Afet yönetim sistemimiz değişti, arama kurtarma kapasitemiz arttı, yeni kurumlar ve gönüllü ekipler kuruldu.

Peki, biz gerçekten hazır mıyız?

Belki de 17 Ağustos'un yıl dönümünde kendimize sormamız gereken en önemli soru budur.

Deprem değil, hazırlıksızlık öldürür

Depremin ne zaman olacağını bilmiyoruz. Belki bugün, belki yıllar sonra…

Ama nerelerde deprem olabileceğini, hangi yapıların risk taşıdığını ve deprem sırasında ne yapmamız gerektiğini artık çok daha iyi biliyoruz.

Bu nedenle deprem karşısında çaresiz değiliz.

Binalarımızı güvenli yapabiliriz. Evlerimizde devrilebilecek eşyaları sabitleyebiliriz. Aile afet planımızı hazırlayabiliriz. Toplanma alanımızı öğrenebiliriz. Afet çantamızı hazırlayabiliriz. Çök-Kapan-Tutun hareketini çocuklarımıza öğretebiliriz.

Ve belki de en önemlisi, afet olmadan önce hazırlanabiliriz.

Çünkü arama kurtarma ekiplerinin gücü, ekipmanların sayısı ve müdahale kapasitesi ne kadar artarsa artsın, asıl başarı enkaz altında insan aramak zorunda kalmadığımız şehirler kurabilmektir.

17 Ağustos bir milattı

17 Ağustos 1999, Türkiye'nin afet yönetimi açısından da bir dönüm noktası oldu. Büyük felaketin ardından afet yönetimi ve koordinasyon yapısının yeniden ele alınması gerektiği açık biçimde görüldü. Bu süreç, yıllar içerisinde bugünkü AFAD yapılanmasına kadar uzanan önemli değişimlerin önünü açtı.

Fakat kurumların hazırlanması tek başına yeterli değildir.

Afete devlet hazırlanacak.

Belediye hazırlanacak.

Sivil toplum hazırlanacak.

Mahalle hazırlanacak.

Aile hazırlanacak.

Birey hazırlanacak.

Çünkü büyük bir afet meydana geldiğinde ilk dakikalarda yanımızda çoğu zaman profesyonel bir arama kurtarma personeli değil; ailemiz, komşumuz veya o anda yanımızda bulunan bir vatandaş olacaktır.

Bu yüzden afet bilinci birkaç saatlik eğitimden veya yılda bir kez yapılan tatbikattan ibaret görülmemelidir.

Afet kültürü bir yaşam biçimi olmalıdır.

Bir afet çantamız var mı?

Bugün 17 Ağustos'un 27. yıl dönümünde herkes kendisine birkaç basit soru sorsun:

Evimin güvenli olduğundan emin miyim?

Ailemle deprem sonrasında nerede buluşacağımızı konuştuk mu?

Çocuklarım Çök-Kapan-Tutun hareketini biliyor mu?

Evimizde bir afet ve acil durum çantası var mı?

Dolaplarımız, kitaplıklarımız ve devrilebilecek eşyalarımız sabit mi?

Yaşadığımız bölgedeki toplanma alanını biliyor muyuz?

Bu soruların birkaçına bile cevabımız “hayır” ise,

17 Ağustos'u yalnızca sosyal medyada birkaç fotoğraf paylaşarak anmak yeterli değildir.

Bugün bir şey değiştirelim.

Bir dolabı sabitleyelim.

Afet çantamızı hazırlayalım.

Çocuğumuza Çök-Kapan-Tutun'u öğretelim.

Toplanma alanımızı öğrenelim.

Ailemizle afet sonrasında nasıl haberleşeceğimizi konuşalım.

Çünkü hazırlık için en doğru zaman depremden sonra değil, depremden öncedir.

Unutmadık demek yetmez

Her 17 Ağustos'ta aynı cümleyi söylüyoruz:

“Unutmadık, unutturmayacağız.”

Ama unutmamanın gerçek karşılığı yalnızca hatırlamak değildir.

Unutmamak; ders çıkarmaktır.

Unutmamak; tedbir almaktır.

Unutmamak; bilimi esas almaktır.

Unutmamak; sağlam yapılar inşa etmektir.

Unutmamak; çocuklarımızı afetlere karşı bilinçlendirmektir.

Unutmamak; gönüllü olmaktır.

Ve unutmamak, aynı acıların yeniden yaşanmaması için bugünden sorumluluk almaktır.

17 Ağustos 1999'un üzerinden bugün tam 27 yıl geçti.

Takvimler değişti.

Nesiller değişti.

Şehirler değişti.

Ama Türkiye'nin deprem gerçeği değişmedi.

O nedenle 17 Ağustos'u yalnızca geçmişte yaşanmış büyük bir felaket olarak değil, geleceğe bırakılmış büyük bir uyarı olarak görmeliyiz.

Depremin zamanını bilmiyoruz.

Ama hazırlanmak için zamanımızın bugün olduğunu biliyoruz.

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nde ve ülkemizde yaşanan tüm afetlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum.

Ruhları şad olsun.