Fakat Akşehir yalnızca Nasreddin Hoca’dan ibaret değildir.

Bu kadim şehrin bir de derinlerde akan, daha sessiz ama güçlü bir irfan damarı vardır: Seyyid Mahmud Hayranî.

Biri Akşehir’in gülen yüzüdür, diğeri gönül dünyasının derinliğidir.

Nasreddin Hoca, insanın kusurlarını mizahla ortaya koyar. Güldürürken düşündürür; düşündürürken insanın kendi davranışlarıyla yüzleşmesini sağlar. Onun fıkralarında sadece kahkaha değil, ciddi bir hayat dersi vardır. Hoca'nın asıl gücü de buradadır: Sözü hafif, mesajı ağırdır.

Seyyid Mahmud Hayranî ise insanı dış dünyadan kendi içine doğru bir yolculuğa çıkarır. Tasavvufun diliyle nefsin, gönlün ve insanın hakikat arayışının kapılarını işaret eder. Onun Akşehir’de bıraktığı miras, şehrin yalnızca folklorik değil, aynı zamanda manevi ve tarihî bir merkez olduğunu hatırlatır.

Burada önemli bir noktayı görmek gerekir.

Akşehir’i sadece Nasreddin Hoca üzerinden tanıtmak, bu şehrin tarihini tek bir sayfaya sığdırmaya çalışmaktır.

Çünkü Akşehir; Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan köklü geçmişi, medreseleri, tekkeleri, âlimleri, sanatçıları, şairleri ve gönül insanlarıyla çok daha büyük bir kültür hazinesidir.

Nasreddin Hoca Akşehir’i dünyaya anlatan sestir; Seyyid Mahmud Hayranî ise bu sesin arkasındaki derinliklerden biridir.

Biri meydanlarda güldürürken insanı düşündürür, diğeri sessizliğinde insanı kendisiyle hesaplaştırır.

Biri halkın dilinde yaşamıştır, diğeri gönüllerin hafızasında.

Bu nedenle Akşehir’in kültürel tanıtımında bu iki büyük şahsiyet birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak görülmelidir.

Nasreddin Hoca Şenlikleri ne kadar önemliyse, Seyyid Mahmud Hayranî’nin tarihî ve tasavvufî mirasının da o ölçüde araştırılması, tanıtılması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerekir. Bu noktada Nasreddin Hoca ile ilgili dernek ve vakıflar ile Seyyid Mahmud Hayranî adına kurulan dernek ve kültürel oluşumların ortak etkinlikler, anma programları ve araştırma faaliyetleriyle bu iki büyük mirası birlikte yaşatma çabası içinde olması, Akşehir’in bütüncül kimliğini daha da güçlendirecektir.

Çünkü şehirler yalnızca binalarıyla değil, hafızalarıyla yaşar.

Akşehir’in hafızasında ise iki güçlü damar vardır:

Nasreddin Hoca’nın kahkahası ve Seyyid Mahmud Hayranî’nin hikmeti.

Birisi bize hayata gülümsemeyi, diğeri hayatın anlamını düşünmeyi öğretir.

Ve belki de Akşehir’i Akşehir yapan asıl zenginlik tam da budur:

Güldürürken düşündüren bir Hoca’sı, düşündürürken gönle dokunan bir Hayranî’si vardır.

Bu mirasa sahip çıkmak, yalnızca geçmişe saygı göstermek değil; Akşehir’in geleceğine kimlik kazandırmaktır.

Unutmayalım: Bir şehir, eğer hem güldürebiliyor hem de düşündürebiliyorsa, artık sadece bir şehir değil, bir efsaneye dönüşmüştür.