Hayatımızdan bazı insanlar geçer. Kimi birkaç ay, kimi yıllarca kalır. Kimi bir arkadaş, kimi bir sevgili olarak girer hayatımıza. Bazılarıysa yalnızca bir cümle söyler ve farkında bile olmadan içimizde yıllarca taşıyacağımız bir iz bırakır. Sonra bir gün sanki hiç gelmemiş gibi giderler.
Bazen kendi istekleriyle, bazen bizim kararımızla, bazen de hayatın önümüze koyduğu şartlar yüzünden… Ve geride kalan taraf olarak kendimize aynı soruyu sorarız:
“Ne zaman unutacağım?” Belki de yanlış soruyu soruyoruz.
Çünkü insan hafızası bir bilgisayar ekranı değildir. Birini seçip “sil” tuşuna basamazsınız. Hele o insan hayatınızın önemli bir dönemine dokunduysa… Bir şarkı çalar, hatırlarsınız. Bir sokaktan geçersiniz, hatırlarsınız. Bir koku, bir cümle, yıllardır aklınıza gelmeyen bir anıyı yeniden karşınıza çıkarabilir. Oysa siz onu unuttuğunuzu sanmışsınızdır.
Belki de unutmamışsınızdır. Sadece onun yokluğuyla yaşamayı öğrenmişsinizdir.
İnsan bazen birini unutmak için kendini çok yorar. Fotoğrafları siler, mesajları kaldırır, ortak şarkılardan kaçar. Gittiği yerlere gitmez. Hatta geçmişini hatırlamamak için geçmişinden uzaklaşmaya çalışır. Ama geçmişten kaçtıkça peşimizden gelen çoğu zaman geçmiş değil, onunla hesaplaşamamış olmamızdır. Çünkü mesele birini hatırlamak değildir.
Mesele, hatırladığınızda ne hissettiğinizdir. Bir zamanlar adını duyduğunuzda kalbinizin hızlandığı bir insanın adını yıllar sonra duyup hiçbir şey hissetmiyorsanız, belki de unutmak tam olarak budur. Onu hafızanızdan silmek değil; hayatınızdaki yerini değiştirmek.
Eskiden geleceğinizde olan birinin artık yalnızca geçmişinizde kalması…
Bence insan bazı insanları tamamen unutmaz. İlk aşkını, çocukluğundaki en yakın arkadaşını, en büyük hayal kırıklığını yaşatan kişiyi hatırlayabilir. Ama her hatırlamak özlemek değildir. Her özlemek geri dönmek istemek değildir. Ve her geçmiş, yeniden yaşanmak zorunda değildir.
Bazen birini sevmeye devam etmeden de onun hayatımızdaki yerini kabul edebiliriz. Çünkü bazı insanlar bizimle kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için gelir. Sevmeyi, kaybetmeyi, kırılmayı… Bazen de kendimizi seçmeyi. Belki de büyümek biraz budur. Bir zamanlar onsuz yaşayamayacağımızı düşündüğümüz bir hayatın içinde, günün birinde onsuz da gülebildiğimizi fark etmek. Ve belki o gün anlarız:
Biz aslında onu değil, onunla birlikte olduğumuz hâlimizi özlemişiz.
Çünkü insan bazen bir kişiye değil, o kişinin yanında kim olduğuna veda eder. Bu yüzden “Birini unutmak mümkün mü?” sorusunun cevabını artık başka türlü düşünüyorum.
Belki tamamen unutmak mümkün değil. Ama gerek de yok.
Çünkü bazı insanlar unutulmak için değil, geçmişte kalmak için vardır.
İyileşmek, hiç hatırlamamak değildir.
İyileşmek, hatırladığınızda artık geri dönmek istememektir.
Belki de birini gerçekten unuttuğumuzu, adını hatırlamadığımız gün değil; adını hatırlayıp hayatımızda artık hiçbir şeyi değiştirmediğini fark ettiğimiz gün anlarız.





