Bu süreçte bu dev organizasyonla ilgili neredeyse benimde 50 yılı bulan bir çok anım var. Bu yılki Dünya Kupası organizasyonu henüz başlamadan bu konuyu ele aldığım bir yazıya başlamıştım ancak maalesef araya giren başka mevzular sebebiyle yazının tamamlanması bu günleri buldu.

Önemsediğim Almanya-Paraguay eşleşmesi maçı ben İstanbul'dan Antalya’ya yola çıktığım sırada başlamış oldu. Maç öncesi hem bizim elenmemize sebep olan Paraguay’ın oyununu merak ediyor hemde Paraguay’ın Almanya’yı saf dışı etmesi umutlarını besliyordum. Uçağa binmek üzereyken maçın 1-1 devam ettiğini öğrenince bu kezde uzatmalarda değilse de penaltılarda Paraguay’ın Almanya’yı saf dışı etmesini bekler oldum. Hatta bu düşüncemi ailemle de paylaştım. Geç saatlerde yapılan yolculuk sonrası maçın neticesini ancak sabah öğrendim. Tam da benim tahmin ettiğim gibi Almanya penaltı atışları ile Paraguay tarafından kupa dışına gönderilmiş. Bu müjdeli haberin peşine ise Paraguay'ın hocası Gustavo Alfaro’nun anlamlı sözleri karşıma çıktı. Hoca şöyle diyordu,

"Formamızda ki çizgiler o kızıl toprakların izidir. O topraklarda yalın ayak oynayarak, anne babalarımızın çocukları antrenmana götürmek için yaptığı fedakarlıklarla, ay sonunu getiremeyen ebeveynlerin çabalarıyla büyüdük. Bu galibiyet, kanla ütopyanın mutlak bir birleşimiydi ve imkansız gibi görünen bir şeyi gerçeğe dönüştürmemizi sağladı. Bu tamamen bir öz saygı ve inanmışlık göstergesidir."

Bu anlamlı sözleri okuyunca, 10 Haziran öncesi Dünya Kupası başlamadan siz Pervasız okurları için başladığım ancak bitiremediğim yazıya geri dönme gereği duydum. Zira hoca benim size futbol üstüne değinmek istediğim konunun parelelinde laflar etmişti. Sonuçta hocanın sözleri, yarım kalan bu yazının size ulaşmasına da aracılık etmiş oldu.

Paraguay’ın başarı haberi peşine, Fas'ın da Hollanda'yı kupa dışına ittiğini de öğrenince yazıyı tamamlamak kaçınılmaz oldu. Tüm bu güzel haberlerin devamında diğer maçlarda da mazlum ülke takımlarının favori gösterilen takımları saf dışı bırakacaklarını düşünüyorum.

Hep "batı" dediğimiz kokuşmuş düzen mi kazanacak. Artık futbol; inancı olan, gayret gösteren herkesin kazanabileceği, başarılar elde edebileceği bir alan. Bunu da bu dünya kupasında bir çok takım/ülke ispat ediyor. Tıpkı Paraguay, tıpkı Fas örneğinde olduğu gibi.

Simon Kuper'in kült eseri olan, "Futbol Asla Sadece Futbol Değildir" kitabında değindiği gibi futbolun; sadece bir oyun olmadığını, onun ülkeler arasındaki sosyo kültürel ve politik boyutu da içerdiğini alınan sonuçlarla görmüş oluyoruz.

Kuper bu kült eserinde, dünyanın dört bir yanını gezerek futbolun bir oyundan ziyade savaşları, ırkçılığı, sömürgeciliği, ulus kimliklerini ve ideolojileri yansıtan derin bir toplumsal fenomen olduğunu vurguluyor.

Bende futbol için tıpkı Kuper gibi düşünüyorum. Futbol, dünden bugüne yeşil sahaların sınırlarını aşan küresel bir güçtür. Bazen cunta rejimleri kanlı operasyonlarını, Dünya Kupaları ile perdelemiş, bazen istihbarat kurumları kulüpleri doğrudan yönetmiş, bazen diktatörler finansal güçleriyle rekabeti ve liyakati ortadan kaldırmış, bazen faşist rejimler stadyumları ideolojik bir aygıta çevirmiştir. Futbol, yalnızca yirmi iki kişinin bir topun peşinde koşarak mücadele ettiği bir oyun değil, insan ilişkilerine yön veren toplumsal bir işlev olmuştur. Topun peşinden koşanlar elbette aradıkları umudun peşinden koşmuşlardır. Ancak futbol; bazen ötekinin varoluş çığlığı, bazen bir inancın tapınağı, bazende bir ulusun onuru olmuştur. Dolayısıyla Simon Kuper’in deyişiyle; “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” tespitine katılmamak mümkün değil.

23. sü devam eden organizasyonun final maçı 19 Temmuz 2026 tarihinde Türkiye saati ile 22:00'de oynanacak. O tarihe kadar yapılacak maçlar sonucunda, bu yazınında bir devamına gereksinim olacağı kesin.

Sonuç: “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” düsturu ile benim gibi çoğu ülke insanımızın da aklından geçtiği üzere, Avrupa ülkeleri ya da favori gösterilen ülkeler dışında farklı ülkelerin başarılı olmalarını diliyorum.