Köy müydü, mahalle miydi? Diye merak edip tarihsel kaynaklara baktığımızda; Osmanlı Arşivi Temettuat Defter Kayıtlarında, 19.yy ortalarında Köyceğiz'in, hane sayısı fazla olan bir mahalle olarak kayıtlara geçmiş olduğunu görmekteyiz. O zamanlar 22 hanesi olan Köycez Mahallesine tabi olan diğer mahalle ise, hane sayısı 11 olan Çimenli Mahallesi... Temettuat kayıtlarında ki ilginç bir durum; her mahallenin ayrı bir muhtarı ve imamı olmasına karşın, bir mahallenin diğer bir mahalleye bağlılığı gibi, salt buraya mahsus sıra dışı bir idari vesayet durumu söz konusu... İbrahim Hakkı Konyalının Akşehir tarihi üzerine yazdığı (1945 tarihli) kitabının Nimetullah Nahçivani'nin Türbesini anlattığı bölümündeyse; "Akşehir'in Köyceğiz Mahallesinin üstünde Tekke'ye giden yolun sağında ve Akşehir deresinin solunda..." diye açık türbenin yeri tarif edilirken Köyceğiz'in bir mahalle olduğuna da açıklık getirilmektedir. Köyceğiz'in mahalle olduğuna dair aynı kaydi bilgiyi TDV İslam Ansiklopedisi sayfalarında da görebilmek mümkündür...

Yeşillikler arasında, küçük, bir o kadar da şirin bir köyü andıran bir mahalle Köycez Mahallesi. İşte bu yüzden olsa gerek ki, adına Köyceğiz (Köycez; köy gibi, köyü andıran bir yer) demişlerdi belki de...

Vakti zamanında Ermenilerin burada yaşayıp yaşamadığıyla ilgili ortada farklı iki görüş bulunmakta.

Bir görüşe göre; Köycez, Ermenilerin de oturduğu bir mahalle olabilir miydi?

Köycez'e yürüme mesafesindeki, Çimenli Mahallesinde, eskiden Ermeni İstepanos İptidai-Rüşdi Mektebi olarak inşa edilmiş olan, Cumhuriyet Döneminde ise Gazi İlkokulu olarak hizmet veren okul binası ile aynı avlu içerisinde ki Ortodoks Ermeni Kilisesi, ayrıca civardaki; başta Tekke Çayı kıyısındaki papazın evi ve de halk arasında Gavur Hamamı denilen Yukarı Hamam'ın varlığı; Ermenilerin Çimenli Mahallesine çok yakın konumdaki Köycez Mahallesinde oturabilecekleri tezini kanıtlar gibiydi sanki.

Ancak, Elif Yiğitler ve Osman Kunduracı tarafından, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Programı kapsamında ki akademik doktora tezi ile bağlantılı olarak yazılan ve Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisinde (kabul tarihi13.01.2026 ) yayınlanan "Akşehir'de Bulunan Gayrimüslim Yapıları" başlıklı makalede (Sayfa:551-576); Çimenli Mahallesinin hızlı nüfus artışıyla birlikte Ermeni cemaatin imar faaliyetlerini gerçekleştirdiği bir merkez olduğundan, Ermeni azınlığın Akşehir'de yaşadığı bölgenin, merkezinde Ermeni Kilisesinin konumlandığı Çimenli Mahallesi Değirmen Sokaktan başlayarak Anıt Mahallesi Hacıhamza Sokak civarına kadar yayıldığından söz edilmektedir. Ayrıca, civarda Top Yeri'nin hemen karşısında çay kenarına konumlanmış sıralı, birbirinden güzel bazı Ermeni evleri de bulunduğuna göre, ki bunlardan birisi de Tuncer Öz'e ait "Papazın Evi" dir. Etrafta bu kadar Ermeni yerleşimi varken, bir km'den daha az yürüme mesafesi olan Köycez Mahallesi tarafında Ermenilerin yaşamış olabileceği tezi akıllara gelse de; yukarıda bahsi geçen akademik araştırmaya dayalı makalede ise Ermenilerin yerleşip yaşadığı yer olarak Köyceğiz Mahallesinden hiç mi hiç söz edilmemektedir.

Osmanlı Tahrir Defterlerine bakıldığında, 1466 yılı itibarıyla Ermenilerin Akşehir kaza merkezinde, Rum nüfusun ise Akşehir'e bağlı Bermende, Monos(Monas), Zulmanda, Zıvarık, Doğanhisar ve Gezi köylerinde yaşadıkları anlaşılmaktadır.

19.yüzyılda, Osmanlı'da ki Tanzimat (1839) ve Islahat (1856) Fermanları gibi reformist düzenlemeler sonucu, azınlıkların yeni hak ve imtiyazlar elde etmesiyle, Akşehir merkezinde; özellikle Ermenilerin yerleştiği Çimenli Mahallesi Değirmen Sokağı merkez olarak baz aldığımızda, bu bölgede yaşayan Ermenilerin nüfusunda hızla artış olduğu gözlenmiştir. 1893 yılında yapımına başlanan İstanbul Bağdat Demiryolu Hattının Akşehir'den geçmesi de şehrin sosyo ekonomik yapısını olumlu yönde etkileyerek şehre gelen Ermeni nüfusun artmasında rol oynamıştır. Demiryolu hattının Akşehir'den geçişi ve gar binasının yapımı sürecinde Alman mühendisleri de Akşehir'de konaklayarak şehrin imar dokusu ve özellikle konut yapımıyla ilgili iz bırakacak şekilde katkıda bulunmuşlardır.

Tanzimat sonrası dönemde, Anadolu'nun her yerinde olduğu gibi, Akşehir'de de ticaretle uğraşan gayrimüslimlerin sayısında artış olmuştu. Bu nüfus artışı, Akşehir'in sosyal yapısında değişime sebep olurken aynı zamanda gayrimüslim yapıların, yoğunlaşmasına da vesile olmuştur.

Söz konusu hak ve imtiyazlar gereğince, azınlıklar dini inançlarını serbestçe yaşama, kendi okullarını kurma ve sosyal hayatta daha çok yer almak gibi çeşitli haklara sahip olmuştu. Ermenilerin Akşehir'de, özellikle merkez olarak seçtikleri Çimenli Mahallesi ve civarında kendilerine tanınan bu imtiyazdan yararlanarak 19. yüzyılda ruhsatlı olmak kaydıyla; 2 kilise, 4 okul, 1 hamam ve çok sayıda bina ve konut inşa ettikleri görülmekteydi. Bu binalardan sadece Ermeni Kilisesi, Ermeni İstepanos İptidai-Rüşdi Mektebi (Gazi İlkokulu), Yukarı (Gavur) Hamamı, Papazın Evi (Tuncer Öz evi) başta olmak üzere, çoğu Ermeni konutu sağlam bir şekilde günümüze ulaşmayı başarmıştır.

Akşehir İlçe merkezinde yaşayan Ermeni cemaat tarafından yapılmış 19. yüzyıla tarihlendirilen bu yapılar Ermeni cemaatin ikamet ettiği ve Ermeni Kilisesi’nin merkezinde konumlandığı Çimenli Mahallesi Değirmen Sokak civarında birbirine yakın konumlarda inşa edilmiştir...

Akşehir'deki Ermeniler, I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde, Osmanlı Hükûmeti tarafından çıkarılan Geçici Tehcir Kanunu( Sevk ve İskan Kanunu) uyarınca1915 yılının Mayıs ayından itibaren şehri terk etmeye başlamışlardır.

Farklı olan diğer bir görüşe göre de, Köyceğiz Mahallesinde daha çok yerleşik düzene geçmiş Yörükler ve Türkmenler oturmaktaydı. Köyceğiz'deki evlerin cumbalı veya köşklü diye güzelce tabir olunması, Ermeni yapı ustalarınca yapılmış olabileceği tezini akla getirse de, bu da tek başına yeterli bir kanıt değildi. Elbetteki karşılıklı kültürel etkileşimler olmuştu. Ermenilerin zanaat işleri, yapı ve duvar ustalığı, diş teknisyenliği, kuyumculuk, tahta oymacılığı gibi ustalık gerektiren alanlarda yetkinliği bilinen bir gerçekti. Ermeniler, tüccar-zanaatkar ve eğitime meraklı bir azınlıktı. Sosyal yaşamda bir arada olmanın getirdiği karşılıklı iletişim ve etkileşim gereği Ermeni ustaların yanında yetişmiş yerli halktan epeyce insan bulunmaktaydı. Ancak buna rağmen Ermenilerin Köycez'de yoğun olarak yerleşip yaşadığına dair, bu tezi doğrulayacak esaslı bir tarihsel belge ya da kayda rastlanmamıştır.

Bununla birlikte, Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezinin ve TBMM arşiv kayıtlarının incelenmesiyle konuya ışık tutan önemli bilgilere de ulaşılmıştır. Şöyle ki:

Akşehir'in günümüzde Köyceğiz Mahallesi olarak geçen bölgesine yerleşen Yörük ve Türkmen topluluklarının bölgeye gelişi, temel olarak 16. yüzyıl Osmanlı tahrir ve iskan politikalarına dayanmaktadır. Köycezliler ile de yapılan görüşmelerde Köycez'in Yörük ve Türkmen Mahallesi olduğu söylenmektedir.

Akşehir ve Köyceğiz/Baştekke yöresine yapılan yerleştirmenin tarihi detayları ise şöyle ortaya konuluyordu:

*15. ve 16. Yüzyıl Göçleri: Osmanlı döneminde 1500'lü yıllardan itibaren (Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman devirleri), Akşehir, Antalya, Alaiye ve Menteşe dolaylarında yaşayan konar-göçer Yörük ve Türkmen cemaatleri, devletin iskan politikaları gereği düzenli aralıklarla bu topraklara yerleştirilmeye başlandı.

**18. Yüzyıl İskanları: Bölgedeki konar-göçer hayatı disipline etmek amacıyla 1726 yılından itibaren Osmanlı yöneticisi Bozoklu Ömer Paşa gibi isimler, Yörükleri bölgeye sistemli bir şekilde yerleştirmekle görevlendirilmiştir...

Köyceğiz Mahallesi, yakın tarihte mühim bir afet yaşayarak yerleşim değişikliği yaşamıştır. Akşehir'in Köyceğiz Mahallesinde 13.5.1967 günü meydana gelen su baskını(sel) ve heyelan sebebiyle, mahalledeki 78 konutun ağır hasar gördüğü, riski yüksek olan Baştekke köyünün yerinin değiştirilmesinin bile gündeme alındığı; bölgeye acilen yardımda bulunulması ve ağaçlandırma çalışmaları yapılması için Konya Milletvekilli Nazif Kurucu tarafından TBMM'de Köy İşleri Bakanlığına yazılı önerge verildiği, TBMM arşiv kayıtlarından anlaşılmaktadır. Yaşanan bu heyelan ve sel felaketinin yarattığı tahribatın onarılabilmesi için gerekli yardım ve ödenek tahsisi sağlanmıştı. Sonuçta gerekli yardımlar bölgeye ulaştırılmış Tarım Bakanlığınca Baştekke köyünün de bulunduğu bölgede, Sultandağları'nda ağaçlandırma çalışmalarına da başlanmıştı.

Bütün bu verilerden de anlaşılacağı üzere, Köyceğiz Mahallesi geçmişten bugüne Yörük ve Türkmenlerin ağırlıklı olarak yaşadığı çok eski bir yerleşke, Akşehir'in en eski mahallelerinden biridir. Bu tespiti destekler içerikte ki önemli sayılabilecek diğer kanıtlar arasında da, mahallenin Baştekke köyüne doğru olan öte yanında Köyceğiz Mezarlığının bulunması ve ömrünün son yıllarını Akşehir'e yerleşerek geçirmiş olup 1514 yılında vefat ettiğinde Köyceğiz Mahallesi'nin Baştekke yolu üzerindeki kabrine defnedilmiş olduğu TDV İslam Ansiklopedisi kayıtlarında bahsi geçen ünlü mutasavvıf ve müfessir Ni'metullah Nahçıvânî'ye ait açık türbenin varlığı da yer almaktadır.

TDV İslam Ansiklopedisi kayıtlarında; Taşköprizâde, Ni‘metullah Nahçıvani hakkında şu bilgileri verir; çok önemli bir tefsiri ve birçok eseri olmasına rağmen Ni‘metullah hakkında çok az bilgi bulunmasının sebebi; onun fakirliği zenginliğe tercih etmesinde, şan ve şöhretten kaçarak kendisini gizlemesinde yatmaktadır. Ni‘metullah eserlerinde, rüşvet karşılığı şer‘î hilelere başvurarak insanlara fetva veren ve dünyalık peşinde koşan fakihleri(İslam alimi ve hukukçusu) fâsıklıkla(hak yolundan sapmak, günah işlemekle) itham etmiş, müslümanları bid‘atlara (dinde yeri olmayan sonradan icat olunan inançlara tapanlara)ve bâtıl isteklere sevkeden, haramları helâl ve dinin emrettiği şeyleri haram kılarak şeyhlik iddiasında olan sahte şeyhleri lânetlemiştir.

Köyceğiz Mahallesi, kökleri Osmanlı dönemine dayanan ve tarih boyunca çeşitli göçler ile doğal afetlerle şekillenmiş köklü bir yerleşim yeridir. Mahalle, 16. yüzyıldan itibaren tasavvufi ve kültürel bir merkez olarak daha da önem kazanmıştır...

Tekke köyüne doğru giderken, dağin iki yamacindaki iki katlı müstakil, cumbalı evleriyle, şimdilerde yaşlıların çocukluk hatıralarında kalan, cennetten bir köşe, daha çok müstakil bir yerleşkeydi Köycez Mahalllesi. Gūrūl gūrūl akan Tekke Çayı mahallenin tam ortasından şehre doğru akıp gidiyordu. Boğazdan ovaya doğru esen rüzgarlarıyla, yapraklari nazlı nazlı sallanan kavak ağaçlarıyla, insana serinlik, ruhlarına huzur veren bir gūzelliği vardı Köycez'in. Buranın insanları az ötedeki Akşehir'in merkezine, işlerine, çarşısına , pazarına bazen yūrūyerek bazen de sūslū semerli eşekleriyle gidip gelirlerdi. Köycez bugün için neredeydi diye sorarsanız; Baba Nimetullah Nahcivani'nin türbesine varmadan önce, fakat daha çok Gavur Hamamı'na yakın olan tarafta, çayın her iki yamacındaki evlerin kümelendiği bir yerdeydi. O vakitler şehrin merkezinden Köycez'e faytonla gelenler Gavur Hamamı'nda iner ordan öteye, Köycez'e yürüyerek giderlermiş...

Köycez'de doğup büyümüş ve orada yaşamış olan herkes, Köycez'i anılarında sürekli yaşatır ve anlatmadan duramaz. Bir zamanlar Köycez'deki dedesinin evine gelip gitmiş, oranın havasını koklamış olan Hilmi Erte'nin anılarından yola çıkarak onun Köycez ile ilgili anlatılarına şöyle bir göz gezdirelim; Köycezliler, Akşehirde çoğunlukla geleneksel zanaatle uğraşan, işlerinde ustalaşmış kişilerdi. Genellikle, at araba yapımı ve koşumculuk işiyle; saraçlık, semercilik, ayakkabıcılık, bakırcılık kalaycılık, sobacılık, marangozluk, gibi el becerisi ve ustalik gerektiren işlerle uğraşırlardı. Böylesi mesleklerden bazılarında Köycezlilere el vermiş ilk ustaları da Ermeni ustalardı. Çoğu kişi zanaatı onların yanında öğrenmişti. Köycez'in kadınları ise, yarı kargir ahşap evlerinin altındaki ahırlarda besledikleri inek, keci gibi hayvanların sūtlerinden yaptıkları yoğurt, peynir ve tereyağ gibi ūrūnleri şehre götūrūp, yoğurt pazarında satarlardi. Ocaklarında, kuzine sobalarında yakmak için dağdan çalı çırpı toplayarak, sırtlarında Köycez'e getirirlerdi. Çayın öte yakasındaki evlerde oturan komşu ya da akraba kadınlarıyla iletişim kurabilmek için bağırarak konuşmaya çalıştıklarından olsa gerek, sesleri dağın her iki yamacında arada bir yankılanırdı, diyor Hilmi Erte anılarını anlatırken. Ayrıca şunları da eklemeyi hiç unutmuyor; "Annem Köycezliydi, dedemlere bazı hafta sonları kalmaya giderdik.Bazı günler, sabahın erken saatlerindeTekke ūzerinden,Yalvaç tarafına giden deve kervanındaki develerin, çan sesleriyle uyanırdık. 60'lı yılların başlarında, dedemlerin evinde ve sokak başında etrafı biraz da olsa aydınlatan, zayıfta olsa ışık veren bir sokak lambası vardı. Sofrada çarşı ekmeğinden ziyade, mahalle fırınından çıkmış mis kokulu yağlı ekmek ve ev yapımı Köycez ekmeği yediğimizi hatırlıyorum. Köycez'in sokakları taş döşeliydi. İnsanların ayakları takılıp düşebilirdi. Dağlardan gelen pınar suları yazın sıcağında karpuz çatlatacak kadar soğuk akardı, icmeye doyamazdınız...

Sonrasında, aşırı yağışla, dağ yamaçlarından gelen, heyelan ve sel Köycez'i yıktı geçti. İnsanlar, hayvanlar, evler sele kapıldı. Daha sonra da şehrin Ucuzluk tarafında, 70 Evler diye yaptırılan evlere yerlestirilen mahalle sakinleri, kaybolan Köycez'in özlemini içlerinde duyarak yaşamlarını sürdürdüler..."

Köycez ve civarında dağ yamaçlarının bir zamanlar bağlık olduğuna dair kayıtlarda muhtelif türden bilgiler mevcut. 19.yy ve 20 yy'ın başlarında Ermeniler sadece Akşehir de değil Anadolu'nun her bir köşesinde bağcılık ve şarapçılıkla uğraşmaktaydı. Akşehir'in her bir tarafında bağcılığın bir zamanlar çok ileri düzeyde olduğuna dair önemli bilgiler edindik. Başta Akşehir Gölü'ne yakın Tuzlukçu Havzası ve Bermende olmak üzere Akşehir'in pek çok köyünde, şimdilerde türü yok olmuş değişik cinsten üzümler yetiştirilmekteydi. Akşehir'in Ucuzluk tarafında, Sultandağları'nın yamaçları Hıdırlığın hemen yanı başından itibaren alabildiğine bağlıktı. Kimbilir bu bağlarda ne tür üzümler yetiştiriliyordu?

Akademik araştırmalarıyla pek çok projede yer alan Anadolu Üniversitesi'nde görevli Dr. Zekiye Doğan, bir dergide yayımlanmış makalesinde; Akşehir'de yetişen üzüm türleri hakkında şunları belirtmektedir:

Bir zamanlar Anadolu'daki mevcut bağların çoğu yaşlı, geleneksel niteliklerini koruyan bağlardı.. Akşehir’de de durum aynıydı. Dekara üzüm verimi 350 kg'a varıyordu. Akşehir’de en önemli bağ alanı, Akşehir Gölü Tuzlukçu havzasıdır. Akşehir’de, Konya’nın diğer bölgelerinde yetişmeyen ilçeye özgü pek çok üzüm çeşiti vardı. Bir zamanlar, sofralık ve şıralık olarak Akşehir'de yetiştirilen yöreye özgü üzüm çeşitleri ise şunlardı;

1-Buzağı Boku: Konik,mavi-siyah, 3 çekirdekli,

2-Büzgülü: Silindirik,yeşil-sarı, 2 çekirdekli,

3-Dik Ak Üzüm: Silindirik yeşil-sarı taneli,

4-Dik Kızıl Üzüm:Silindirik, bordo,3 çekirdekli,

5-Dimrit Kızıl üzüm:Pembe 1 çekirdekli,

6-Er Dimrit:Kaba,siyah Dimrit (1-2çekirdek)

7-Gelin Öldüren:Konik, pembe, 1-2 çekirdekli,

8-Haki Erce:Konik, siyah taneli, 2 çekirdekli,

9-Sık Büzgülü:Silindirik siyah, 2 çekirdekli,

10-Siyah Dimrit:Siyah, bir- iki çekirdekli,

11-Siyah Gemre:Siyah, bir- üç çekirdekli,

12-Tavşan Böbreği:Konik, mavi siyah(3)

13-Tavuk Üzümü:Silindirik, elipsoidal, sarı

14-Tilki Kuyruğu:Konik ,sarı yeşil(2-4)

15-Zeytin Üzümü:Konik, Mavi Siyah(1-3)

16-Yuvarlak Çekirdeksiz: (Akşehir, Beyşehir)...

Akşehir Gölünün zamanla kuruması, üzüm bağlarının yaşlanması ve hastalanması gibi doğal nedenlerin yanı sıra insanların bilinçsiz tarım ilaçları kullanması ve daha fazla gelir getiren ürünlere yönelmeleriyle Akşehir’e özgü bağcılığın gelişmesi mümkün olamamış ve özgün karakterli üzüm türlerinin giderek yok olmasına neden olmuştur...

Acaba bu üzüm türlerinden hangileri Köycez ve Çimenli'nin yamaçlarındaki bağlarda yetiştiriliyordu? Dik Ak ve Dik Kızıl Üzüm cinslerinin aynı zamanda şaraplık ve şıralık üzüm olarak Ermeniler tarafından yetiştirildiğine dair elimizde kayıtlı bilgiler var. Ya da günümüzde Akşehir'e özgü bu yerel üzüm türlerinden hangileri varlığını sürdürmektedir? Belki de kıyıda köşede kalmış bazı özgün ve yerel üzüm türleri hala daha vardır. Aklımda geçmişe dair cevabı olmayan nice deli soru dolaşıp durmakta. Özgün ve yerel üzüm türlerin varlığı, korunması ve sürekliliği, üzerinde önemle durulması, çalışılması ve araştırılması gereken bir konudur...

* * *

1967 felaketinden dört beş yıl sonraydı. Köycez'de kıyıda köşede ayakta kalabilmiş birkaç evde hayat bir süre daha devam ediyordu. Ortaokula yeni başladığım seneydi. Köycez tarafında ki o evlerden birinde oturan sınıf arkadaşımın daveti üzerine, okul çıkışı birlikte evlerine gittiğimiz günü hatırlıyorum.

Arkadaşımın annesi ile babası çalışmak için Almanya'ya gitmiş gurbetçilerdendi. Sessiz, vakur ve ağırbaşlı bir çocuktu. Sohbet sırasında, "Bir iki yıla kalmaz beni de yanlarına alacaklar." demişti. O gün, dış kapıdan içeri adımımızı attığımızda, onarım görmüş eski bir evin ön bahçesinde bizi ninesi karşılamıştı. Bir süre oturup sohbet etmiştik. Yaşlı kadın, derin bir iç çekerek etrafı süzdü ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi: "Evladım, buralarda bir zamanlar Köycez diye, yeşillikler arasında adeta cennetten bir köşe sayılan güzel bir mahalle vardı. İnsan sesleri, çocuk cıvıltıları eksik olmazdı. Şimdi ise bak... O günlerden geriye hiçbir şey kalmadı..." Yaşlı kadının bu sözleri, felaketin yalnızca evleri değil, insanların hatıralarını, komşuluklarını ve bir mahallenin ruhunu da alıp götürdüğünü anlatmaya yetiyordu...

Akşehir'in kaybolan en eski bir mahallesiydi Köyceğiz Mahallesi. Yerel ağızla Köycez diye anılırdı. Bir zamanlar hayatın, komşuluğun ve hatıraların iç içe geçtiği o güzelim mahalle, tabiatın acımasız yüzü karşısında sessizce tarihe karıştı. Geriye ise yalnızca hafızalarda yaşayan anılar ve yüreklerde derin bir özlem bıraktı...