Bu sözlerim; düğünde gelinle damadın dibinde bitip gözünü takılan altın ve paralardan ayırmayanlara, bununla yetinmeyip düğün sonrası kamera kayıtlarını saniye saniye izleyerek defterlerine altının cinsini, gramını hatta üretim tarihini ve paranın miktarını not edenleredir...
İlk evladı kız olduğu için "nasıl olsa karşılığı gelmez" mantığıyla davetli listesini dar tutan, ama sıra oğlunun düğününe gelince eşi dostu adeta seferber eden zihniyetedir.
Yaptığı takıya enflasyon hesabı yaparak "Hele bir eksik taksınlar, hesabını sorarım" diyenlere, hatta hırsını alamayıp düğünün ertesinde milletin kapısına dayanıp "Verin benim altınımı" diyerek konuyu mahkeme koridorlarına taşıyanlaradır.
Açık ve net ifade edeyim ki, düğünler başta olmak üzere özel günlerde takılan takı ve verilen hediyeler, gerek İslam hukukunda gerekse genel toplum ahlakında hibe yani bağış niteliğindedir. Alacak-verecek davası değildir. Hediyeyi verirken aynıyla, fazlasıyla ya da güncellenmiş değeriyle iadesini istemek veyahut beklemek hem abesle iştigaldir hem de kültürümüzün nezaketine aykırı bir davranıştır.
Hediye, alan kişi açısından yasal bir borç veya kul hakkı doğurmaz; olsa olsa imkânı olanlar için, manevi veya örfi bir karşılık verme isteği oluşturabilir.
Oysa düğün takıları, geçmişten günümüze toplumsal dayanışmanın en zarif örneklerinden biri olagelmiştir.
Dinimiz de töremiz de iyiliğe iyilikle karşılık vermeyi öğütler. Bugün bir yakınının ihtiyacı vardır, gücün yettiğince destek olursun. Yarın sen darlandığında veya senin mutlu bir gününde o da imkânı nispetinde sana el uzatır. Bütün mesele bundan ibarettir.
Gelin ve damadı saatlerce ayakta tutmak, üzerlerine şerit şerit paralar asmak, kimin ne taktığını mikrofondan bağırtmak veya millet görsün diye kameralara poz vermek. Gençleri rencide eden bu seremoniler, bu güzel adet uygulanırken sergilenen biçimsel yanlışlar, işin ruhunu zedeliyor.
İki gencin en mutlu günlerinde adeta bir sergi nesnesi haline getiren bu şovcu yaklaşımın farkında değil miyiz?
Evet bunun çözümü son derece basit.
Salona konulacak şık bir hediye kutusu ve masaya bırakılacak zarflar. İsteyenler imkanları ölçüsünde ve gönüllerinden koptuğu miktardaki desteklerini bu kutuya bırakabilirler. Böylece ne hayatının baharındaki gençler rencide olur ne de kimse "Ben şunu taktım, bu kadar taktım" görgüsüzlüğüne soyunabilir.
Geçmişte dostların düğününde çeyrek altın, yakın akrabada ise düşük gramajlı da olsa bilezik takmak standart bir gelenekti. Fakat günümüz ekonomik koşullarında ise bu alışkanlıklar yerini makul seviyedeki nakit paralara bıraktı. Ekonomik gerçekler ışığında özü korumak adına geleneğimizin devamı için, alım gücü düşmüş olsa da, önemli olan niyetin ve katkının kendisidir diyerek, hediyeleşmeye devam etmeliyiz.
Bizler inancımız ve kültürümüzün gereği paylaşmayı, bir sofrayı bölüşmeyi seven bir toplumun evlatlarıyız. Düğünlerimizde elimizde ne varsa ortaya koymamız da bu bonkör gelenekten geliyor.
Gençlerimizin kurduğu bu yeni yuvalarda takı adetinin, onların borçlarını ödemede ve hayata atılmada can suyu olduğu tartışmasız bir gerçektir. Ve dolayısıyla, gençlerimizin geleceğine destek olan bu güzel geleneği yaşatalım yaşatmaya devam edelim, ancak onu ince hesapların, gösterişin ve görgüsüzlüğün gölgesinde ziyan etmeyelim.





