Bir yandan uyumak istiyorum, bir yandan da hepimizin yaşadığı o korku var ya; ya uyuyakalır da ineceğim durağı kaçırırsam… İşte o düşünceyle uyuyayım mı, uyanık mı kalayım diye gidip gelirken bir anda aklıma fikirler gelmeye başladı.
Uykum bir anda kaçtı. Yazmaya başladım hatta kendimi yazıya o kadar kaptırmışım ki neredeyse Akşehir durağına kaçırıyordum son anda fark ettim ve hemen indim.
Ben yazmanın yerinin ve zamanının olmadığına inanırım. Bazen kendinizi zorlayarak yazmak istersiniz ama aklınıza tek bir cümle bile gelmez. Ama hiç beklemediğiniz bir anda, alakasız bir yerde, fikirler bir anda zihninize doluverir.
Şairlerin “ilham perisi geldi” dediği şey belki de tam olarak budur.
Buna benzer bir olayı daha önce de yaşamıştım. Bir gece saat iki sularında bir rüya gördüm. Bir anda uyanıp oturdum. Aklıma peş peşe fikirler gelmeye başladı. Unutmamak için hemen telefonuma sesli not aldım, sonra da onları yazıya dönüştürdüm.
Eşim o sırada uyanmış, benim telefona konuştuğumu görünce telaşla yanıma geldi.
“Bir şey mi oldu, kimle konuşuyorsun?” diye sordu.
Durumu anlatınca gülümsedi, tekrar uyudu. Ben ise sabaha kadar yazmaya devam ettim.
Sanırım yazma tutkusu biraz da böyle bir şey…
İşte o tren yolculuğunda aklıma takılan soru da şu oldu:
10–16 Mayıs neden bazı yerlerde “Sakatlar Haftası” olarak geçiyor?
Biz bugün “Engelliler Haftası” demiyor muyuz?
Bu küçük soru beni düşünmeye sevk etti.
Engelli mi, Sakat mı?
1960’lar – 1990’lar
Türkiye’de 10–16 Mayıs tarihleri arasındaki hafta “Sakatlar Haftası” olarak anılmaktaydı.
O dönemde “sakat” kelimesi hem toplumda hem de resmi dilde yaygın olarak kullanılan bir ifadeydi.
1990’lı yıllardan sonra
“Sakat” ve “özürlü” kelimelerinin incitici ve dışlayıcı olabileceği yönünde farkındalık oluşmaya başladı.
Bu süreçte akademik çalışmalarda ve sosyal politikalarda “engelli” kavramı kullanılmaya başlandı.
2000’li yıllar
Devlet kurumları ve medya kuruluşları “Engelliler Haftası” ifadesini kullanmaya başladı.
Okullar, belediyeler ve resmi programlarda da bu kullanım giderek yaygınlaştı.
Günümüzde
10–16 Mayıs tarihleri arasındaki hafta resmi ve yaygın olarak “Engelliler Haftası” olarak anılmaktadır.
Bugün artık daha saygılı ve kapsayıcı olduğu için “engelli birey” kavramı kullanılıyor.
Çünkü mesele sadece fiziksel bir durum değildir. Bazen asıl engel, bireyin kendisinden çok toplumun oluşturduğu engellerdir.
Bu yüzden bugün; görme engelli, işitme engelli, ortopedik engelli gibi ifadeler kullanılmaktadır.
Peki 3 Aralık Nedir?
Bir de 3 Aralık Dünya Engelliler Günü var.
Birleşmiş Milletler tarafından 1992 yılında ilan edilen bu günün amacı; engelli bireylerin haklarına dikkat çekmek, toplumda farkındalık oluşturmak ve eşit yaşam koşullarının sağlanmasını hatırlatmaktır.
Yani kısaca söylemek gerekirse:
3 Aralık: Dünya Engelliler Günü (uluslararası farkındalık günü)
10–16 Mayıs: Engelliler Haftası (Türkiye’de farkındalık haftası)
Asıl mesele şu aslına;
Benim bu yazıyı yazma sebebim sadece bir kelimenin değişmesi değil. Bence burada daha önemli bir konu var: “Sorgulamak.” Bakınız bir tren yolculuğunda aklıma takılan bir kelimeden neler neler çıktı ortaya.
Bugün gençlerimiz için sık sık “Z kuşağı ilgisiz, araştırmıyor” gibi eleştiriler yapıyoruz. Ama aslında yapılması gereken şey çok açık:
Gençlerimizi araştırmaya, sorgulamaya ve okumaya teşvik etmek.
Bir konunun büyük ya da küçük olması önemli değil. Bazen küçücük bir soru bile insanı yeni bilgilere götürebilir.
Önemli olan; kulaktan dolma bilgilere değil, bilimsel kaynaklara dayanarak düşünmek, okumak ve yorumlayabilmektir.
Eğer gençlerimiz öğrendikleri bilgileri sorgulayarak kendi doğrularını oluşturabilirlerse, işte o zaman geleceğe daha güvenle bakabiliriz. Emek veren ve emeğin kıymetini bilen gençler…
Unutmayalım ki…
Engelli bireyler toplumun bir parçasıdır. Onların hayatını kolaylaştırmak sadece bir haftanın konusu değil, hepimizin ortak sorumluluğudur.
HERKES ENGELLİ ADAYIDIR…
Bu vesileyle 10–16 Mayıs Engelliler Haftası’nın; farkındalığın arttığı, empati duygusunun güçlendiği ve engellerin birlikte aşılabildiği bir dünya için vesile olmasını diliyorum.
29 Mayıs günü İstanbul’un Fethinin de yıl dönümü. 29 Mayıs 1453’te İstanbul’un Fethi ile tarihin akışı değişti. İmkânsız denilen başarılarak bir çağ kapanırken yeni bir çağ başladı. Bu büyük zaferi gerçekleştiren Fatih Sultan Mehmet ve kahraman askerlerini rahmet ve minnetle anıyorum.
Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle.
Sağlıcakla kalın.
Saygılarımla
Tolga Yuvalı
Sizden birisi





