Herkesin barıştan söz ettiği bir dünyada savaşsız nerede ise gün geçmemiştir. Kimi yaşamak ve yaşatmak için nefsi müdafa olarak, kimi sömürmek, öldürmek için, kimi saldırmak, yıkmak, kimi kendi kendini korumak için yarışmaktadır. Olanlar yine masum, hazırlıksız çocuk, kadın, yaşlı ve sivillere olmaktadır.
Ülkemizde yapılan NATO liderler zirvesinde olduğu gibi daha fazla silah konuşulurken, insanlık bir kez daha barışı, merhameti ve yaşanabilir bir dünyayı unuttu. NATO, AB, Rus ve Çin etrafında yeni güç ve ittifak arayışları sürmektedir. Bütün bu hazırlıklar insana karşı yapılıyor.
Çünkü silahlar büyürken güven azalıyor, korku yayılıyor, vicdanlar fakirleşiyor.
Savaş uçaklarının, tankların ve füzelerin daha da güçlü hale geldiği bir bir çağda azalan yalnızca insanın merhameti, birbirine olan güveni, hak ve hukukun kaybolmasıdır.
Asıl tehdit, sınırlarda değil; adeta düşüncede, ahlakta ve vicdanlardadır.
Sıkıntı insan insanın velisi, dostu, kardeşi, hamisi, emanetçisi olduğunu söyleyen İslami akideye karşı, ‘‘insan insanın kurdudur’’ anlayışı ile insanı insana düşman eden akıl tutulmasındadır.
Asıl olan insanlığın gerçek ihtiyacı; insan onurunu, hukukun üstünlüğünü ve vicdanı merkeze alan evrensel bir güvenlik anlayışıdır.
Bu amaçla kurulan Birleşmiş Milletlerde caydırıcılıktan uzak, yaptırım gücü olmayan ve beş daimi ülkenin veto haklarına bağlı, kınamadan başka birşey yapamayan bir kuruluş haline gelmiştir.
İslam'ın doğduğu zaman diliminde insanlık iki şey istiyordu; huzur ve güven. İslam Peygamberimizin mücadelesinde insan hayatına ve onuruna değer vererek bunu sağladı. İnsanlık Asrı saadet dönemini yaşadı.Peygamberimiz bu mücadelesinde çok az bir insan hayatını kaybetti. Bunların çoğunluğuda inkârcı, kibirli, menfaatci, hakka razı olmayan cahili düşmanın yaptıkları idi.
İslam'ın gücünü kaybettiği her dönemde insanlık tekrar aynı korku ve ümitsizlik içine girmiştir. Bunun açık örneği materyalist, sömürgeci zihniyetin hakimiyeti ile başlayan 19. yüzyılda Balkan savaşları, Birinci ve ikinci Dünya savaşları ile milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. İnsanlık bugün ondan çok daha fazla güçlü silahların tehdidi altında daha karamsar bir geleceğe doğru gitmektedir.
Kur'an'ın her zaman evrensel çağrısı; "İyilik ve takvâda yardımlaşın, günah ve düşmanlık da yardımlaşmayın" ilâhi emridir.
İslam toptan barışa girilmesini isterken, bunu ihlal edenlere karşıda, zalimlere karşı birlik ve güçlü olmayı emretmektedir.
Barıştan bahsederken, savaşsız gün geçmediğini bilerek, savaşa hazırlıklı ve gerektiğinde savaşıda sonunda şehitlik ve gazilik müjdesi ile bildirmektedir.
Bugün insanlığın İslam'ın savaş ahlâkını anlamaya, bilmeye uygulamaya çok ihtiyacı vardır. Yaşanabilir bir dünyanın yolu İslam'ın Emir ve yasaklarında mevcuttur.





