Toplumsal reflekslerimiz, dilimiz ve inanç dünyamız zaman içinde sessiz ama derin bir dönüşümden geçiyor. Bunun en net görüldüğü alanlardan biri de taziye kültürümüz, özellikle de ölüm ve veda anlarında kurduğumuz cümleler.
Son yıllarda bilhassa sanat camiası ve sosyal medya mecralarında cenazelerin ardından sıkça duyduğumuz "Işıklar içinde uyusun" veya "Nurlar içinde uyu" gibi ifadeler, geleneksel hafızamızdaki "Allah rahmet eylesin" temennisinin yerini yavaş yavaş almaya başladı. Peki, içi dua ile dolu, kadim bir maneviyat barındıran bu güzel cümle yerine, galaksilerden ya da soyut bir aydınlıktan bahseden bu modern söylemler neden türedi ve neden bir anlamda yabancılaşma yaratıyor?
"Işıklar içinde uyu" (Rest in peace / Light) ifadesi, Batı kültüründeki sekülerleşme sürecinin ve "huzur içinde uyu" (RIP) motifinin yerel bir uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor. Ölüm sonrası hayatı inanç ekseninden çıkarıp evrensel, nötr ve mistik bir boyuta taşıma eğiliminin bir yansımasıdır.
"Allah rahmet eylesin" cümlesi sadece bir temenni değil; inancın, merhametin, kul ile Yaratıcı arasındaki bağın ve ahiret inancının somut ve samimi bir ifadesidir. Bu cümlenin yerine dışarıdan ithal edilmiş, seküler ve soyut kalıpların konulması, nesiller boyu taşınan taziye kültürünün ruhundan bir parça eksiltmektedir.
Geleneksel taziye dilekleri, geride kalanlara teselli, merhum veya merhumeye ise ilahi bir af ve rahmet diler. Soyut aydınlık söylemleri ise dili monotonlaştırarak bu samimi ve derin teselli duygusundan uzaklaşılmasına yol açmaktadır.
Ölüm gibi hayatın en hakiki ve sarsıcı gerçeğinde bile köklerimizden uzaklaşma çabası, dilimizin o sıcak ve kucaklayıcı tonuna haksızlık ediyor. Galaksilerdeki enerjilerden ya da ışıktan medet ummak yerine, bin yıldır bu topraklarda ezberlenen o en güzel duayı —"Allah rahmet eylesin"— söylemekten çekinmemek, hem inancımıza hem de kültürümüze vefamızın gereğidir.





