Hepimizin söyleyecek bir cümlesi var bu konuda. Hepimiz eski zamanların daha sıcak, daha samimi olduğunu düşünüyoruz.
Ama tuhaf olan şu ki, bunu söyleyen insanların çoğu bugün aynı hayatın içinde yaşıyor.
Hepimiz insanların birbirine biraz daha yakın olmasını istiyoruz ama bazen ilk adımı atmak konusunda bekliyoruz.
Bir arkadaşımızı özlüyoruz ama “O da beni arasın” diyoruz. Bir komşumuzla aylarca karşılaşıyoruz ama bir merhaba demiyoruz. Bir yanlış anlaşılma olduğunda konuşmak yerine geri çekiliyoruz.
Belki de ilişkilerimizin değişmesinde yalnızca zamanın, teknolojinin ya da hayatın hızının payı yok. Biz de değiştik.
Üstelik artık ilişkiler konusunda bize sürekli ne yapmamız gerektiğini söyleyen bir dünya var.
Sosyal medyada her gün karşımıza çıkan cümleler birbirine benziyor:
Seni anlamıyorsa uzaklaş. Değerini bilmiyorsa hayatında tutma.
Sana iyi gelmiyorsa çıkar.
Seni üzen biriyle konuşmak zorunda değilsin.
Elbette bunların hepsinin bir karşılığı var. İnsan kendisini sürekli inciten, değersizleştiren ya da tüketen bir ilişkinin içinde kalmak zorunda değil. Herkesi hayatımızda tutmak gibi bir mecburiyetimiz de yok.
Ama her kırgınlık bir ilişkinin sonu olmak zorunda mı?
Bir insanın bizi bir kez anlamaması, bizi hiç anlamayacağı anlamına gelir mi? Bir yanlış anlaşılmanın ardından konuşmak yerine birbirimizin hayatından sessizce çıkmak gerçekten her zaman en kolay ve en doğru yol mu?
Çünkü ilişkiler biraz da emek istiyor.
Bazen telefonu ilk bizim açmamızı, bazen gururumuzu bir kenara bırakıp “Bunu konuşalım” demeyi, bazen karşımızdakinin hatasını anlamaya çalışmayı gerektiriyor.
Bazen de karşımızdaki insanın bütün davranışlarını kendimize yapılmış bir şey gibi yorumlamamayı…
Belki eskiden insanlar daha mı iyiydi, bilmiyorum. Eskiden de kırgınlıklar vardı, anlaşmazlıklar vardı, birbirini sevmeyen insanlar vardı. Ama galiba bir fark vardı: İnsanlar birbirlerinden vazgeçmeden önce biraz daha fazla deniyorlardı.
Şimdi birbirimize ulaşmak çok kolay. Bir mesajla dünyanın öbür ucundaki insana ulaşabiliyoruz. Buna rağmen bazen yanımızdaki insana bir merhaba demek zor geliyor.
Hepimiz güvenebileceğimiz insanlar arıyoruz. Samimiyeti özlüyoruz. Eski arkadaşlıkları, eski komşulukları, kapısı çalınan evleri, bir tabak yemeğin paylaşıldığı günleri anlatıyoruz.
Peki o günleri özleyen bizler, bugün birbirimize ne veriyoruz?
Hepimiz eski günlerdeki insan sıcaklığını özlüyorsak, acaba özlediğimiz hayatın yokluğundan mı şikâyet ediyoruz, yoksa onu yeniden kurmak için ilk adımı atmaya mı çekiniyoruz?





