Sevgiler; niyete, amaca ve ölçüye göre farklılık gösterir. Sevginin gerçek değeri de bunlarla ortaya çıkar.
SEVGİNİN DEĞERİ
Bir sevginin gerçek değer kazanması, Allah rızasına yönelmesiyle mümkündür. İmanın meyvelerinden biri sevgi, diğeri ise merhamettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bu gerçeği şöyle ifade eder:
“İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selâmı yayın.” (Müslim, Îmân, 93)
Gerçek sevgi, Allah sevgisiyle başlar. Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla duyulan sevgi, karşılık beklemeyen, samimi ve hasbi bir sevgidir. Böyle bir sevgi, menfaatlere göre değişmez; daha içten, kalıcı ve güçlü olur.
Sevginin bir başka önemli ölçüsü de insanın kendisi için istediğini başkaları için de istemesidir.
BAŞKALARINI KENDİ NEFSİ GİBİ SEVMEK
İnsanın kendisi için sevdiği ve istediği güzellikleri diğer insanlar için de istemesi, sahip olabileceği en yüce ahlaki erdemlerden biridir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), imanın bu yönünü anlatırken Allah için sevmeyi, Allah için buğzetmeyi ve dili Allah’ı zikretmekle meşgul etmeyi tavsiye etmiştir.
Hz. Muâz’ın sorusu üzerine de şöyle buyurmuştur:
“Yâ Muâz! Nefsin için sevdiğini bütün insanlar için de sevmeni, nefsin için arzu etmediğini onlar için de arzu etmemeni tavsiye ederim.” (M. Mesâbîh, Hadis no. 48)
Bir başka rivayette ise Allah Resûlü (s.a.v.), cenneti sevdiğini söyleyen bir sahabiye şöyle buyurmuştur:
“O hâlde nefsin için sevdiğini mümin kardeşlerin için de sev.” (M. Zevâid, 8/186)
Bu öğütler, gerçek sevginin yalnızca sözden ibaret olmadığını gösterir. Sevgi; başkasının iyiliğini istemeyi, onun mutluluğuna katkıda bulunmayı, gerektiğinde fedakârlık yapmayı ve kendi çıkarlarımızı başkalarının haklarının önüne koymamayı gerektirir.
KARŞILIK BEKLEMEYEN SEVGİ
Sevginin en yüce tezahürlerinden biri de insanın uğruna canını bile feda edebileceği değerlerin bulunmasıdır. Dinimiz, vatanımız, bağımsızlığımız, hak ve adalet uğruna canlarını seve seve veren şehitlerimiz, fedakârlığın en büyük örneklerini ortaya koymuşlardır.
Onların fedakârlığı, karşılık beklemeyen ve menfaat hesabına dayanmayan bir sevginin tezahürüdür. Bu sevgi; inandıkları değerlere bağlılıktan, hak ve adalet uğruna mücadele etmekten ve Allah’ın rızasını kazanma arzusundan beslenir.
Buna karşılık menfaate, çıkara ve sürekli karşılık beklemeye dayanan sevgiler, gerçek sevginin özünü zedeler. Kendisi başkalarına sevgi göstermeden hep onlardan sevgi beklemek, fedakârlıktan kaçınmak ve vefasız davranmak, sevginin ruhuyla bağdaşmaz.
Gerçek sevgi, yalnızca sevilmeyi beklemek değil, sevmeyi de bilmektir.
İMANIN TADINI ALANLAR
Sevgi Allah için olduğunda daha samimi, kalıcı ve güçlü hâle gelir. Böyle bir sevgi, insana imanın tadını hissettirir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Üç özellik vardır ki bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar:
Allah ve Resûlünü herkesten daha çok sevmek.
Bir kimseyi yalnızca Allah için sevmek.
Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.” (Buhârî, Îmân, 9, 14)
İmanın tadını alanlar, sevgiyi gelip geçici bir duygu olarak görmezler. Onların sevgisi, inançları ve güzel ahlaklarıyla beslenir. Allah için birbirini seven kimselerin bu sevgisi, Allah’ın rızasını kazanma gayesiyle anlam ve değer kazanır.
SEVGİNİN MEYVESİ: SALİH AMEL VE GÜZEL AHLAK
Sevmenin ve sevilmenin gerçek ölçülerinden biri de bu sevginin davranışlara nasıl yansıdığıdır. Gerçek sevgi, salih amellerle ve güzel ahlakla kendini gösterir. Kötülük, haksızlık ve bencillik sevginin değil, nefretin ve ayrılığın zeminini hazırlar. İmanla beslenen güzel davranışlar ise gerçek sevginin kapılarını açar.
Yüce Allah şöyle buyurur:
“İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rahmân onlar için (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.” (Meryem, 19/96)
Bugün eşler, akrabalar, komşular ve insanlar arasındaki pek çok problemin temelinde; Allah rızasının, güzel ahlakın, fedakârlığın ve başkasını kendisi gibi düşünebilme anlayışının zayıflaması yatmaktadır. Bu değerler kaybolduğunda sevgiler de menfaatlere göre şekillenir; zamanla azalır, değişir ve söner.
Sevginin kalıcı olması için yalnızca güzel sözler yeterli değildir. Güven, sadakat, merhamet, vefa ve fedakârlık da gerekir. Çünkü sevgi, sözden çok davranışlarla kendini belli eder.
Müslüman, seven ve sevilmeye değer bir insan olmalıdır. Başkalarını sevmeyen, merhamet göstermeyen ve insanların iyiliğini istemeyen bir anlayış, güzel ahlakın özünden uzaklaşır.
Sonuç olarak insan; Allah’ı, dinini, vatanını, hayatı ve Yaratıcı’dan dolayı bütün yaratılmışları seven; dünya ve ahiret dengesini gözeterek yaşayan insandır.
Sevmenin ve sevilmenin gerçek ölçüsü, Allah’ın rızasına uygun bir hayat sürmek, kendimiz için istediğimiz iyilikleri başkaları için de istemek ve sevgimizi güzel amellerle ortaya koymaktır. Çünkü gerçek sevgi, yalnızca gönülde taşınan bir duygu değil, hayata yansıyan bir iman ve ahlak güzelliğidir.





