GÜNDEM

Akşehir’de Bir Bilgenin İzinde… Nasreddin Hoca

Bir gün Nasreddin Hoca’ya sorarlar: “Hocam, dünyanın merkezi neresidir?” Hoca hiç düşünmeden cevap verir: “Eşeğimin ön ayağının bastığı yerdir.” “Nasıl yani?” diye itiraz ederler. Hoca sakin bir şekilde der ki: “İnanmıyorsanız ölçün.”

Bu fıkrayı hepimiz biliyoruz değil mi? Nasreddin Hoca’nın türbesinin önünde “Dünyanın ortası burası” yazan bir platform var. Herkesin gelip özellikle yabancı turistlerin ilgisini çektiği bu alan, şehrimizin simgelerinden biri.

Bir Akşehirli olarak büyüdüğüm bu şehirde; dünyanın ortasında yaşamak, Nasreddin Hoca gibi uluslararası bir değere sahip olmak gerçekten büyük bir şans. Bu benim için her zaman ayrı bir gurur kaynağı olmuştur. Farklı memleketlere gittiğimde ya da görev yaptığımda, “Nerelisin “diye sorduklarında, hep “Nasreddin Hoca’nın torunuyum, tabii ki “Akşehirliyim“diye cevap vermişimdir. Bu önemli değerimizi sadece eğlenceler ve gösterilerle değil, Hoca’nın fikirleri, mizah anlayışı ve hayat dersleriyle hatırlamak; bunu gelecek nesillere aktarmak bir Akşehirli olarak hepimizin görevi diye düşünüyorum.

5-10 Temmuz’da Akşehir’de düzenlenen Uluslararası Nasreddin Hoca Şenlikleri de tam bu anlamı yaşatıyor aslında.

Yine, yeni bir şenlik zamanı geldi. Muhtemelen gene benzer tartışmalar başlayacaktır: “Şenlikler şöyle oldu, böyle oldu, şu kadar para harcandı ya da harcanmadı, şöyle olsa daha iyi olurdu” gibi birçok ses çıkacaktır. Bunları şimdiden duyar gibiyim. Kimi beğenecek, kimi eleştirecek. Herkesi mutlu etmek mümkün değil elbette. Geçmiş yıllarda kimi kutlamalar gösterişli, kimi daha sade olmuştur; ben dönemin yetkili mercilerinin, mevcut imkânlarla elinden geleni yaptıklarına inanıyorum. Bu nedenle burada eleştiri yapmayı gereksiz buluyorum. Asıl önemli olan tartışmalar değil, Hoca’nın mirasını ve bilgelik derslerini hatırlamak, gündemde tutmaktır. Çünkü Nasreddin Hoca yalnızca güldüren bir figür değil; Anadolu irfanının, pratik zekânın ve “iğneyi kendine batırma” erdeminin somut hâlidir.

5– 10 Temmuz’da düzenlenen Uluslararası Nasreddin Hoca Şenlikleri, şehrimizin bu eşsiz değerini hatırlamak için sadece bir vesile. Şenliklerde sahneye çıkan sanatçılar, gösteriler ve etkinlikler şehrimizin ve şenliklerin tanıtımı için elbette önemli, fakat Hoca’nın bizlere bıraktığı esas miras, hayata bakış şekli ve mizah anlayışıdır. Onun düşünme biçimi, küçük bir olaydan bile ders çıkarabilme yeteneği, hayatın karmaşasına kapılıp gittiğimizde bize durup nefes aldıran bir pusula gibidir. Önemli olan bu düşünceleri özümseyip, hayatımıza uyarlayabilmektir.

Büyük şehirlerde yaşamın temposuna bakıyorum; insanlar metro istasyonlarında, otobüs duraklarında öylesine hızlı ve telaşlı adımlarla gidiyor ki, yüzlerindeki gülümseme tamamen kaybolmuş. Suratlar asık. Mutluluktan eser yok. Hayat sadece ekmek kazanma mücadelesine, işleri yetiştirmeye ve yetişememenin stresine dönüşmüş. İnsanlar artık gülmeyi, espri yapmayı unutmuş. İşte tam bu noktada aklıma Nasreddin Hoca geliyor: Hayatı çok ciddiye almamak, küçük şeylerden zevk almayı hatırlamak, bir tebessümün bile değerini bilmek.

Bu şenlikler, Hoca’yı hatırlamak ve onun öğrettiklerini yaşamak için bir fırsat. Ama sadece eğlenceye odaklanmak yerine, onun mizahını ve düşünme biçimini anlamak, bizden sonraki nesillere aktarmak çok daha kıymetli. Nasreddin Hoca’nın eşeğe ters binmesi, türbenin bir tarafının asma kilitle kapalı olması gibi incelikler aslında bize şunu söylüyor: Hayata farklı açılardan bakabilmek, kuralları sorgulamak ve düşünmeyi öğrenmek önemli.

Hayat bir koşuşturma değil; bazen durup çevremize bakmak, küçük şeylerden keyif almak ve gülebilmek gerekiyor. Akşehir’de yaşamak, Hoca’nın mirasına sahip çıkmak ve onun bakış açısını anlamaya çalışmak, bence hepimiz için bir sorumluluk. Şenlikler sırasında eğlenmek güzel, ama esas kazanç, onun hayata dair bilgelik ve neşe anlayışını kendi günlük yaşamımıza taşıyabilmek.

Biz Akşehirli olarak deriz ki: Dünyanın merkezi Akşehir’dir. İnanmıyorsanız ölçün.

Ama ölçmek sadece fiziksel bir eylem değil; Hoca’nın öğrettiklerini içselleştirmek, hayatın telaşında kaybolmadan gülümseyebilmek, sabırla ve mizahla yaklaşabilmek de bu “ölçümün” bir parçasıdır.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…

Saygılarımla

Tolga Yuvalı

Sizden birisi

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }