Ama bazı yürekler vardır,
ölümleri yalnızca bedenlerine uğrar.
Bir çocuk çıktı Selanik'ten,
elinde şiirin ilk ateşi,
gözlerinde memleket kadar geniş düşler.
Denizlerin,
işçilerin,
yoksulların,
özgürlüğe susamış insanların şairi oldu.
Sözcükleri yürüdü meydanlarda,
şiirleri aştı sınırları,
dünyanın dört bir yanında
aynı umudu fısıldadı insanlara.
Demir kapılar kapandı ardına,
duvarlar yükseldi,
parmaklıklar uzandı göğe.
Ama şiir,
demirden daha güçlüydü.
Bir koğuş penceresinden baktı memlekete,
Anadolu geçti dizelerinden,
köylüler geçti,
işçiler geçti,
sevdalılar geçti.
Ve koca bir memleket
bir şairin yüreğine sığdı.
Yıllar sürgüne çıktı onunla.
Ne var ki
insan bazen bir ülkeden ayrılır da
ülke onun içinden ayrılmaz.
Bu yüzden
en uzak şehirlerde bile
aynı memleket özlemi çarptı yüreğine.
Akşehir geçti Anadolu'nun sesinde,
Nasreddin Hoca geçti gülümseyen yüzlerde.
Ve yıllardır dilden dile dolaşan
bir hatıra kaldı ardından:
"Akşehirliler Türktür ve merttirler."
Bugün,
ölümünün altmış üçüncü yılında,
Türkiye'nin dört bir yanında,
dünyanın dört bir yanında,
aynı ad yankılanıyor meydanlarda,
aynı dizeler dolaşıyor kitaplarda,
aynı umut büyüyor yüreklerde.
Çünkü bazı şairler
yalnız kendi çağlarını yazmazlar.
Onlar,
geleceğe bırakılmış bir mektup gibi,
kuşaktan kuşağa ulaşırlar.
Mavi gözlü dev,
sessiz bir mezarda uyusa da,
özgürlüğü,
barışı,
kardeşliği
ve insan sevgisini
şiirleriyle anlatmaya devam ediyor.
Ve altmış üç yıldır
aynı ses yükseliyor dizelerinden:
Yaşamak,
bir ağaç gibi tek ve hür,
bir orman gibi kardeşçesine...
İşte bu yüzden
Nâzım Hikmet yalnız geçmişin değil,
bugünün ve yarının da şairidir.
Çünkü bazı sesler susmaz;
onlar halkın yüreğinde,
şiirin sonsuzluğunda yaşamaya devam eder.





