Dışarıdan bakıldığında dernekçilik; toplantılardan, etkinliklerden, eğitimlerden ve sosyal faaliyetlerden ibaret gibi görünür. Oysa işin mutfağında büyük bir emek, fedakârlık, sabır ve kararlılık vardır.
Özellikle gönüllülük esasına dayanan yapılarda herkes aynı tempoda yürüyemez. Kimi heyecanla gelir, bir süre sonra yorulur. Kimi büyük hedeflerle başlar, zamanla öncelikleri değişir. Kimi farklı düşünür, kimi farklı beklentilere girer. Bazen de insanlar hiçbir sebep göstermeden yollarını ayırır.
Bu hayatın doğal akışıdır.
Bir gemi limandan ayrıldığında herkes aynı kararlılıkla yolculuğa devam etmeyebilir. Yol uzadıkça, hava sertleştikçe, dalgalar büyüdükçe bazıları geri dönmek ister. Bazıları başka gemilere geçer. Bazıları ise sadece seyretmekle yetinir.
Ancak önemli olan gemide kaç kişinin kaldığı değil, rotanın doğru olup olmadığıdır.
Eğer amaç doğruysa, yapılan iş toplum yararınaysa, harcanan emek insanların hayatına dokunuyorsa; sayılar değil, istikamet önem kazanır.
Dernekçilikte en büyük hata, yola bakmak yerine sürekli etrafa bakmaktır.
Kim ne dedi?
Kim geldi?
Kim gitti?
Kim destekledi?
Kim desteklemedi?
Bu soruların peşinden koşmaya başladığınızda enerjinizi hedeflerinize değil, insanlara harcamaya başlarsınız.
Oysa asıl mesele; kurulan hayalin peşinden yürüyebilmektir.
Toplum için faydalı bir iş yapıyorsanız, bir çocuğun hayatına dokunuyorsanız, bir afette insanlara umut oluyorsanız, bir gence eğitim veriyorsanız, bir mahallede farkındalık oluşturuyorsanız doğru yoldasınız demektir.
Bazen alkış az olur.
Bazen destek beklediğiniz yerden gelmez.
Bazen en güvendiğiniz insanlar yanınızda olmayabilir.
Ama bütün bunlar hedefinizi değiştirmemelidir.
Çünkü dernekler kişiler için değil, amaçlar için vardır.
İnsanlar gelir, insanlar gider.
Görevler değişir.
İsimler değişir.
Yönetimler değişir.
Doğanın kendi döngüsünde olduğu gibi, kurumlarda da zaman zaman yaprak dökümleri yaşanır. İlk bakışta bir eksilme gibi görünen bu süreç, aslında kökleri güçlendiren ve yeni filizlere yer açan doğal bir yenilenmedir. Çünkü önemli olan dallardaki yaprak sayısı değil, ağacın köklerinin ne kadar sağlam olduğudur.
Kurumlar da böyledir; zaman içinde değişir, gelişir ve güçlenir.
Fakat samimiyetle ortaya konulan emek, verilen hizmet ve geride bırakılan faydalı eserler kalır.
Bugün geriye dönüp baktığımızda toplumun hafızasında kalanlar; makamlar, unvanlar veya kişisel hesaplar değil, yapılan faydalı işlerdir.
Bu nedenle yol yürüyenlerin yapması gereken şey; kırılmadan, küsmeden, öfkelenmeden ama kararlılıkla çalışmalarına devam etmektir.
Gemiyi terk edenler olabilir.
Fakat asıl tehlike gemiyi terk etmek değil, rotayı kaybetmektir.
Rotanız doğruysa, niyetiniz halisse ve hedefiniz topluma hizmet etmekse; yol bazen uzun, bazen yorucu olsa da sonunda varılacak liman mutlaka vardır.
Yeter ki gözümüz ufukta, pusulamız değerlerimizde olsun.
Çünkü kalıcı olan kişiler değil, geride bırakılan faydalı eserlerdir.





