Makam, servet, şöhret, güzellik, fiziksel güç, ilim yada nüfuz gibi nimetler hakkın ve hayrın emrinde fazilet, kibir ve zulmün emrinde rezalettir.

Allah'a imanın önündeki en büyük engellerin başında gelen kibir, haddini aşma, başkalarını küçük görme, nefsini başkalarından üstün bilmek, kendini yeterli saymaktır. Bu, akıl tutulması bir hastalıktır. Şeytanı Allah'ın emrine isyan ettiren bu kibir idi.

Kibir; inkara, isyana, zulme açılan kapıdır. Kibir insana yakışmaz. KİBİR,Allah'ın en başta gelen sıfatıdır. O âlemlerin Rabb'idir. Tekbirler, tehliller, ezanlar bize O'nun büyüklüğünü hatırlatıyor.

Firavun'un "Ben sizin ilâhınız değil miyim?" derken, inkârının, zulmünün sebebi şeytan gibi kibri idi.

Hazinelerinin anahtarları bile kervanla taşınan Kârun, Firavun'un danışmanı Hâmân da kibri ile batıla, zâlime yardımcıydılar.

Titanic’ten Yapay Zekâya: "İnsanın Bitmeyen Yenilmezlik Yanılgısı” kibrin günümüzdeki görünümleridir.

1912 yılında ilk seferine çıkan RMS Titanic adlı, dönemin en büyük ve en gelişmiş yolcu gemisi olarak "Bu gemiyi Tanrı bile batıramaz" diyerek kibirli ifadelerle yola çıkarılan Titanik 15 Nisan 1912 gecesi Titanic’in ilk seferi Southampton’dan New York’a yapılacaktı ve bu yolculuk, geminin “batmaz” olduğu iddiasıyla büyük bir ilgi görerek çıktığı yolculukta Kuzey Atlantik’te bir buzdağına çarparak 1500 yolcusu ile okyanusun derinliklerine gömüldü. Dönemin ruhunu yansıtan kibir duygusunun âkıbetini açıkça ortaya koyuyordu. “Batmazlık” iddiası, insanın kendi gücüne duyduğu sınırsız güvenin bir yansıması olarak hafızalara kazındı.

İslam düşüncesine göre bu tür olaylar, sadece teknik hatalarla açıklanmaz; aynı zamanda insanın acziyetin ve kudretin yalnızca Allah’a ait olduğunu hatırlatan ibretler olarak değerlendirilir.

Modern çağın “kibir imtihanı” olarak yorumlanabilir. Teknoloji, ilerleme ve insan zekâsı elbette büyük nimetlerdir; ancak bu nimetler, insanı sınırsız ve mutlak bir güce sahip olduğu yanılgısına sürüklediğinde, sonuç ağır olabilmektedir.

İnsan ilerler, üretir ve başarır… Ama sınırlarını unuttuğunda, en büyük dersleri en ağır şekilde yine kendisi görür.

İnsan sınırları aşıp kibire kapıldığında âkıbet kendileri içinde helak olmaktır.

Bugün “batmaz gemiler” yok belki…

Ama onların yerini “asla çökmez sistemler”, “yenilmez teknolojiler” ve “kontrol edilebilir dünya” iddiaları aldı.

İslamî bakış açısına göre bu durum, tarihin tekerrür eden bir gerçeğidir: İnsan, sahip olduğu gücü kendinden bilmeye başladığında, yeryüzünde fitne ve fesatla denge bozulur, güven, huzur yok olur, dünya korku içinde yaşanmaz hale gelir.

Kur'an-ı Kerim bize kibir ve zulümleri yüzünden helak olup giden, küresel zorba kavimleri anlatırken yurtları ıssız kalan Semud kavmi gibi helak olanları anlatırken:

"Beldeler içinde benzeri yaratılmamış ve yüksek binalarla dolu İrem şehrinde oturan Âd milletine. Vâdideki kayaları oyup yontarak sağlam evler yapan Semud milletine, Çadırlı ordugâhlar, piramitler sahibi Firavun'a, Rabbinin ne yaptığını görmedin mi?" (Fecr süresi 6 - 10) buyurarak geçmişte nice güçlü toplulukların yok oluşu ile uyarmaktadır. Yenilmezlik iddiası, hiçbir hak, hukuk, ahlak, sınır tanımama, dünyanın öfkesini üzerinde toplamanın akıbeti ne olacaktır. Tarih tekerrür değil midir?

Kibir güç zehirlenmesidir. İnsana yakışan adalet, tevâzû ve Allah'ın rızasını kazanmaktır. Huzur, barışın yoluda buradan geçer.