Öyle bir kesimdir ki bu; yıllarca "küçük esnaf" diye tanımlanıp ötelenir ancak seçim dönemi geldiğinde adayların en uğrak durağı, kapısının önünden ayrılmadıkları o mütevazı dükkânlar olur.
Odaya Kayıt Zorunluluğu ve "Kayıtsız" Kalan Odalar
Devletin ağır vergi yükü altında ezilen, çoğu zaman destekten mahrum bırakılan esnafın, mesleğini icra edebilmesi için bağlı olduğu esnaf odalarına kayıt olması bir zorunluluktur. Peki, bu odalar esnaf için ne yapar?
Mevcut tablo maalesef acı bir gerçeği gözler önüne seriyor: Seçim dönemlerinde verilen o süslü vaatler, kapı kapı dolaşan adayların "çözüm" sözleri, sandıklar kapandıktan hemen sonra yerini unutkanlığa bırakıyor. Seçimi kazanan yönetimlerin ilk gündem maddesi çoğu zaman esnafın sorunu değil, kendi alacakları "huzur hakkı" oluyor.
Kimin Parasıyla, Kime İkram?
Bu odaların gelir kaynağı, güçlükle geçinen küçük esnafın dişinden tırnağından artırıp ödediği aidatlardır. Ancak bu kaynaklar; esnafın derdine derman olacak projelere, zor gününde yanında olacak fonlara değil; çoğu zaman makam sahiplerinin prestijine harcanıyor.
Düğünlere gönderilen çiçekler, şahsi ağırlamalar, ikramlar, bitmek bilmeyen şehir dışı ziyaretleri ve en önemlisi o "Başkanlık" kartvizitinin sağladığı kişisel itibar... Esnafın aidatlarıyla oluşturulan bu bütçe, ne yazık ki esnafın yararına bir "sosyal güvenliğe" dönüşemiyor.
Asli Görev Nerede?
Sormak gerekir: Bir esnaf odasının asli görevi nedir?
* Üyesinin fahiş kira artışları karşısında duruş sergilemek mi?
* Darda kalan esnafa omuz vermek mi?
* İhtiyaç sahibi esnafın okuyan çocuğuna bir nebze olsun burs imkânı sağlamak mı?
Maalesef, bugün birçok oda için bu soruların cevabı koskoca bir "hayır". Eğer oda yönetimi; üyesinin derdiyle dertlenmiyor, kirasını ödeyemeyen esnafın yanında durmuyor ve sadece kendi huzur haklarını maksimize ediyorsa, o makamın meşruiyeti sorgulanır hale gelmiştir.
Unutulmaması Gereken Hakikat
Buradan tüm oda yöneticilerine bir hatırlatma yapalım: Mevki ve makamlar gelip geçicidir. Bugün o koltuklarda otururken kendinizi dev aynasında görüyor olabilirsiniz. Ancak unutmayın; o küçük esnafın zorlukla kazandığı, boğazından kesip aidat olarak ödediği her kuruşta, o esnafın hakkı ve vebali vardır.
Bu dünyanın bir de ahireti var. Gönderilen çiçekler, ikram edilen yemekler, kartvizitteki süslü unvanlar baki değildir. Baki kalan tek şey, samimiyet ve geride bırakılan "hoş bir seda"dır.
Sessiz çoğunluğun ahını alanlar, günü geldiğinde sandıkta değil, vicdanlarında ve hesap gününde bunun hesabını nasıl verecekler?
Esnafın sesi olun, gölgesi değil. Çünkü esnaf ayakta kalmazsa, bu toplumun vicdanı da ayakta kalamaz.





