GÜNDEM

İnsan En Çok Neyi Taşır?

Bir yerden başka bir yere giderken yanımıza ne alırız?

Kıyafetler, kitaplar, fotoğraflar, birkaç eşya... Dışarıdan bakıldığında taşınan şeyler bunlardır. Oysa insan hiçbir zaman sadece eşyalarını taşımaz.

Bir ev boşaltılırken dolaplar, çekmeceler ve raflar gözle görülür şekilde boşalır. Ama insanın içinde kalanlar öyle kolay yer değiştirmez. Bazı anılar bir kutuya sığmaz. Bazı kırgınlıklar bir koliye konulamaz.

Bazı özlemler ise hangi şehre gidilirse gidilsin, sessizce bizimle gelir.

Belki de bu yüzden yeni bir başlangıç yapmak, sadece yeni bir adrese geçmek değildir. Çünkü adres değişir ama insan kendinden çıkıp başka bir yere taşınamaz.

Hayat boyunca çoğumuz yük sandığımız şeyleri taşırız. Kimi geçmişini, kimi pişmanlıklarını, kimi söyleyemediği sözleri... Bazen de yük dediğimiz şeyler aslında bizi ayakta tutan şeylerdir. Bir hatıra, bir ses, bir çocukluk kokusu ya da yıllar önce kurulmuş bir hayal.

Bunu bazen çok beklenmedik anlarda fark eder insan. Bir hastane koridorunda, bekleme salonunda, zamanın en yavaş aktığı bir anda… Yanında taşıdığın tek şey çantan değildir; yıllardır ertelenmiş bir cümle, içinden hiç çıkmamış bir korku da seninledir.

Ya da bir tren yolculuğunda, camdan dışarı bakarken… Yanından hızla geçen şehirler değil sadece giden; bir dönemdir, bir alışkanlıktır. Ve insan o an anlar, asıl hareket edenin dış dünya değil iç dünya olduğunu.

Bazen de bir evin mutfağında olur bu yüzleşme. Her şey yerli yerinde görünür ama insanın içinde bir şey eksik durur. O eksiklik ne kaybolmuş bir eşya ne de unutulmuş bir anahtardır. Daha çok, söylenmemiş bir sözün ağırlığıdır.

İnsan zamanla şunu fark ediyor: Taşınan eşyalar değil, anlamlar. Bir masanın, bir fotoğrafın, bir kitabın ağırlığı fiziksel değil. Onlara yüklediğimiz hikâyeler.

Belki de bu yüzden bazı insanlar yıllarca aynı yerde yaşadıkları halde kendilerini ait hissedemezken, bazıları hiç bilmedikleri bir şehirde eve dönmüş gibi hisseder.

Çünkü aidiyet, haritalarda işaretlenen bir nokta değil; insanın içinde kurduğu görünmez bir bağdır.

Hayat bazen bırakmayı öğretir, bazen de taşımayı. Ama ikisi arasında önemli bir fark vardır. Bırakmak unutmak değildir. Taşımak da yüklenmek değildir.

Belki mesele, neyi sırtımızda taşıdığımız değil; neyi kalbimizde taşımaya devam ettiğimizdir.

Çünkü insan en çok eşyalarını değil, kendine dair olanı taşır.

İnsan, gittiği yeri değil; yanında taşıdıklarını değiştirir.

Peki sen, gerçekten geride bıraktığını sandığın şeyleri hiç taşımadın mı?

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }