GÜNDEM

Gündemin İçinden

Sevgili okurlar günümüzde tüm dünyanın gündemine yetişmek son derece zorlaştı. Ancak bu konuda sıra bizim ülkemize geldiğinde gündeme yetişmek iki misli daha fazla çaba gerektirir oldu. Haber peşinde koşan bizler dahil her kesimden insanımızın ülke gündemini takip etmekte zorlandığı bugünlerde, bende sizlere bana gelen paylaşımlar ve bunlar karşısında benim verdiğim tepkilerden bir kombin yapmaya çalışacağım bu yazımda.

23 Mayıs akşamı, ülkemizde yaşanan olumsuzluklar karşısında, Uğur Mumcu üstadın 5.12.1981 tarihinde yazmış olduğu bir yazısı karşıma çıktı. Öncelikle yaşadığımız güncel olayları ve hemen hepimizin o anki duygularını çok iyi ifade ettiğini düşündüğüm bu yazıyı buradan sizlerede ulaştırmak isterim,

"Kır Çiçekleri..."

"Bugün daktilomun başında yıllardan beri ilk kez, ne yazacağımı düşünerek dakikalarca durdum. Elim bir türlü tuşlara varmadı.

- Ne yazayım bugün?

İnsan, içindeki sıkıntılarla boğuştu mu sözcükler, bir dönme dolap gibi beyninizde döner durur. Öyle ki, sözcükleri beyninizden, yüreğinizden ve dilinizden çekip, daktilo şeridine vuramaz, ak kâğıt üzerine siyah harfleri, siyah sözcükleri dizemez, noktaları, virgülleri koyamazsınız...

Çünkü, sözcüklerin kendi dünyaları vardır; bu dünyalar, güneş çevresinde dönen küreler gibi beynimizde, vicdanımızda, yüreğimizde döner dururlar...

Sözcükler, gün olur, uzanamadığımız yıldızlar kadar uzak, gün olur, hoyratça ezip, geçtiğimiz kır çiçekleri gibi, bizlere yakın olurlar. Ve biz çoğu kez bu uzaklığı da, bu yakınlığı da ölçüp biçemeyiz.

Ve sözcükler, yüreklerimizde, vicdanlarımızda, beyinlerimizde ve de atar damarlarımızda döner, dururlar...

Bugün hiç yazı yazmasam diyorum, gitsem bir dağ başına, gitsem, kır çiçekleri toplasam, bunları bir demet yapsam; desem ki, bu çiçeğin adı, "Erdem", bunun "Onur", bunun "İnanç"...

- Ne yazayım bugün?

Çevrenize şöyle bir bakın; bir bakın akıp geçen olaylara, bir bakın tanık olduğunuz ya da duyduğunuz olaylara bakın. Kimi zaman, onur çiçekleri ile inanç çiçekleri ile bezenmiş insanlarla karşılaşırsınız. Kimi zaman da binbir yalanın belini bükmüş, yolsuzlukların saçaklarına tutunup sirk cambazları gibi sıçrayıp durmuş insan müsvetteleri ile...

Ve hep onlar kazanmış; hep onlar günlerini gün etmiş. Para mı? Onlarda... Pul mu? Onlarda... Hep, bir elleri balda, bir elleri yağda, öyle yaşamışlar. Kaplumbağa gibi, binbir yalanın sığdığı başlarını gerekince kalın kabuklarının içine çekerek, yılan gibi kıvrılarak, bukalemun gibi kondukları, yerleştikleri yere uyarak yaşamışlardır.

- Ne yazsam bugün?

Eski dosyaları mı çıkarsam? Hayır çıkarmayacağım!.. Geçmiş olaylarından vicdan muhasebelerine sayfalar mı açsam? Hayır, açmayacağım! Düne, önceki güne, daha öncesine mi uzansam? Hayır uzanmayacağım!...

- Ne yazsam bugün?

Canım bir dağ başında kır çiçekleri toplamak istiyor. Kıbrıs'tan kopup gelen ılık güney rüzgârları ile Ege'nin güneşli sabahlarından kaçamak gelen ışıklarla, ülkemin dört bir yanından toplayacağım kır çiçeklerini bir vazoya yerleştirip, "işte" desem, işte yıllarca yazmak isteyip de yazamadığım bunlar, işte bunlar.

Çiçekler yan yana, çiçekler aynı topraktan gelme ve aynı suyun içinde; biri "İnanç", biri "Erdem", biri "Onur"...

- Bugün ne yazsam, ne yazsam acaba?

Daktilomun başında yıllardan beri ilk kez yazacağım yazının soru işaretine takılıp dakikalarca düşünüp duruyorum. Sözcükleri, daktilonun tuşlarından kara şeride bir türlü çarpamıyorum. Yanıma oğlum "Özgür" geliyor. "Ne düşünüyorsun baba?" diyor. Sonra ekliyor:

- Beni yaz baba, beni yaz, benim adımı yaz baba, benim adımı yaz, benden söz et baba, benden söz et... Duruyorum, düşünüyorum, düşünüyorum, yine düşünüyorum...

Bir dağ başına gitsem, kır çiçekleri toplasam ve sonra, evet ve sonra... ve... ve... ve...

- Bugün ne yazsam?"

Yazının içeriğinde anlamlı bulduğum şu sözler,

“...Ve hep onlar kazanmış; hep onlar günlerini gün etmiş. Para mı? Onlarda... Pul mu? Onlarda... Hep, bir elleri balda, bir elleri yağda, öyle yaşamışlar. Kaplumbağa gibi, binbir yalanın sığdığı başlarını gerekince kalın kabuklarının içine çekerek, yılan gibi kıvrılarak, bukalemun gibi kondukları, yerleştikleri yere uyarak yaşamışlardır.”

bana yıllar içinde yazmış olduğum şiir denemelerimi hatırlattı ve tozlu raflardan o şiirlerimi bulup çıkardım. Uğur Mumcu’nun yazısının devamına benim bu şiirleri eklemenin anlamlı olacağını düşündüm.

İNSANLIĞINI SATAN İNSAN / 13.01.2025-07:07-İstanbul - Atilla ün

Öyle bir devir ki insanlık hak getire

Varsa yoksa para-pul, şan-şöhret

Nerede kaldı şeref-haysiyet

İyilik-güzellik

Her köşe başı tutulmuş

Paran var mı

Ağa sen-paşa sen

Tapılan sen

En iyi insan sen

İnsanoğlu bilmez ki

Paradan önemli değerler var hayatta

Unutur bu değerleri

Elbet sorarlar insana

Ne oldu sana

Şeytan mı girdi içine

Lafın bittiği yer

Al parayı-vur parayı-çal parayı

Gerisi hak getire

Şerefmiş-haysiyetmiş

İyilik-dürüstlükmüş

Ara ki bulasın

Gerek yok bunlara

Varsa yoksa para-mal-mülk

Şeytan girmiş içine

İnsan satmış kendini

Paraya-pula-şana-şöhrete

Gözü kör olmuş

Görmez iyilikleri-güzellikleri

Ara ki bulasın

Şeytana kanar olmuş

İnsanlığını satar olmuş

Bir başkası için ise tarih atmamışım ama muhtemelen 2024 ya da 2025 içinde yazılmış olma olasılığı yüksek,

HAYKIRIŞ

Bukalemun gibi bunlar

Yanar, döner

Yalancı, sinsi, düzenbaz, alçak

Menfaat için her renge girer, her deliğe girer

Arkanı dön bunlar

Sağına bak bunlar, soluna bak bunlar

Çepeçevre sarmış her yanımızı

Azıcık sendelemeye görme

Pirana gibi üşüşürler

Saldırırlar, etini kemiğinden ayırırlar

Ağzın, dilin biraz sürçsün

Hemen lafını, lokmanı

Ağzından çekip alırlar

Yalan, dolan, üçkağıt

Ne ararsan bunlarda

Zemzemle yıkanmış sanırlar kendilerini

Pürü pak bunlar

Sütten çıkmış ak kaşık bunlar

Yaradanın sevgili kulları bunlar

Sanırsın cennetten çıkmış birer melek

Oysa yalan, dolan, üçkağıt

Ne ararsan var bunlarda

Her yol mübah bunlara

Şeytana bile pabucunu ters giydirir bunlar

Bir bakmışsın sapasağlam senin

Fabrika ayarlarını bozmuşlar

Delirtmişler seni, zıvanadan çıkarmışlar

Elinde, avucunda ne varsa, çökmüşler üstüne

Oda yetmedi aklını almışlar

Çökertmişler diz üstü

Oysa namus, haysiyet

Düzen, nizam

Sevgi, saygı

Arama bunlarda hepsi göstermelik

Kendi menfaatleri için yanıp tutuşurlar

Emeline ulaştılar mı

Tanımazlar seni

Vururlar tekmeyi

Hele bir de düşmeye gör ellerine

Dünyayı zehir ederler sana

Emdiğin sütü burnundan getirirler

Varsa yoksa kendi menfaatleri, kendi çevreleri

Başkasına söz hakkı, yaşama hakkı yok

Tüm bunlar yetmez

Üstüne birde demokrasi havarisi kesilirler

Yalan, dolan, üçkağıt

Bunların hücrelerine işlemiş

Şeytanı başka yerde arama

Sağına bak, soluna bak

Önüne bak, arkana bak

Kuşatmışlar etrafını

İyilerin, dürüstlerin

Haydi iyiler, dürüstler, sizde bir olun

Yıkın bu çakalların düzenini

Ama bunların yalanı, dolanı, üç kağıdıyla değil

Bir olarak, tek vücut olarak, uyanık olarak

İyilikle, dürüstlükle, güzellikle

Gönderin bunları geldikleri cehenneme

Gömün bunları geldikleri gayya kuyusuna

İzin vermeyin

Dünyayı, insanlığı değiştirmelerine, ele geçirmelerine

Ettikleri oyunu bozun

El ele vererek, birlik olarak

İyilikle, güzellikle, dürüstlükle

Yaradan inanan iyilerden yanadır

Kırın bu şeytanların düzenini

Yerle bir edin

Birlik olun, tek vücut olun

Vermeyin anahtarını bu dünyanın

Çakala, uğursuza, hayına

İki ayaklı şeytan grubunun eline

İyilik, güzellik, dürüstlük galebe çalsın

Yeni nesiller bu çakallardan ayıklansın

Sürün bunları geldikleri gayya kuyusuna

Kendi karanlık dünyalarına

İyilik, güzellik, dürüstlükte birleşin

Bir olun, uyanık olun

Bozun bunların oyunlarını

O güç iyilerde var

Yıkın başlarına gerici, karanlık

Sinsice gelmekte olan dünya düzenlerini

Yılmayın, sinmeyin bunların karşısında

Uyanık olun, birlik olun

İyilik, güzellik, dürüstlük kazansın

Yine 23 Mayıs akşamı, umutsuzluklar içinde bir oraya bir buraya savrulurken karşıma, 1996 yılına ait “Brassed Off” isimli bir filmden(Brassed Off / 1996'da İngiltere’de ekonomik sıkıntılarla boğuşan küçük bir madenci kasabasını anlatır. Madenciler kömür madeninin kapatılma tehlikesiyle boğuşurken müzik sayesinde umutlarını korumaya çalışır...) bir sahnesi çıktı. Bu etkileyici bulduğum sahne, kimbilir belki içimizde kalmış bir sevgi kırıntısını açığa çıkarır ve bizleri bu karamsar tablodan çekip çıkarır, tekrar umutlarımızı yeşertir. Bu düşünceler eşliğinde, yazının sonuç kısmına, filmin bu sahnesinin linkini bırakıyorum.

Sonuç: Çalan müzik sayesinde bir nebze umutlarımızı korumaya çalışırız düşüncesiyle, sesi açın ve sadece dinleyin.

https://www.youtube.com/watch?v=9LnGM2Ee9lY

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }