Bugün dünyanın gelişmiş toplumlarına baktığımızda, güçlü sivil toplum yapılarının o ülkelerin en önemli dinamiklerinden biri olduğunu görürüz. Çünkü gönüllülük yalnızca ihtiyaç duyulan anda ortaya çıkan bir yardım faaliyeti değil, toplumsal dayanışmayı sürekli canlı tutan bir yaşam biçimidir.

Afetler, yangınlar, kazalar, kaybolma vakaları veya çeşitli acil durumlar yaşandığında sahada gördüğümüz birçok insan, bunu bir meslek olarak değil, gönüllü olarak yapmaktadır. Kendi işinden, ailesinden, dinlenme zamanından fedakârlık ederek ihtiyaç duyulan yere koşan bu insanlar, aslında toplumun görünmeyen kahramanlarıdır.

Gönüllülük bazen gece yarısı gelen bir telefonla yatağından kalkabilmektir. Bazen hafta sonu tatilinden vazgeçip eğitim almak, tatbikata katılmak veya ihtiyaç sahiplerine ulaşabilmektir. Bazen de hiç tanımadığınız insanların hayatına dokunabilmek için emek vermektir.

Bu nedenle gönüllülüğü yalnızca “boş zaman değerlendirme etkinliği” olarak görmek, verilen emeğin büyüklüğünü göz ardı etmek anlamına gelir. Çünkü gönüllülük; bilgi ister, eğitim ister, disiplin ister ve en önemlisi süreklilik ister. Özellikle arama kurtarma, ilk yardım, yangınla mücadele ve afet yönetimi gibi alanlarda görev yapan gönüllüler, aylarca hatta yıllarca eğitim alır, kendilerini geliştirir ve olası görevler için hazır beklerler.

Toplum olarak çoğu zaman gönüllülüğün yalnızca sonuçlarını görüyoruz. Bir kurtarma operasyonunu, bir yardım faaliyetini veya bir sosyal sorumluluk çalışmasını izliyoruz. Ancak o sonucun arkasında yüzlerce saatlik eğitim, hazırlık, planlama ve fedakârlık bulunduğunu çoğu zaman fark etmiyoruz.

Unutulmamalıdır ki güçlü toplumlar yalnızca kamu kurumlarıyla değil, aynı zamanda güçlü bir gönüllülük kültürüyle ayakta kalır. Devletin ve kurumların gücü elbette çok önemlidir; ancak afet anlarında, kriz zamanlarında ve toplumsal dayanışmanın gerektiği her noktada gönüllülerin katkısı da büyük bir değer taşımaktadır.

Bugün çevremizde gördüğümüz birçok olumlu değişimin arkasında, hiçbir maddi karşılık beklemeden çalışan insanların emeği vardır. Onları harekete geçiren şey kazanç değil, faydalı olabilme düşüncesidir. İşte gönüllülüğü değerli kılan da budur.

Bir hususu da özellikle vurgulamak gerekir. Atalarımızın dediği gibi, “Marifet iltifata tabidir.” Gönüllülük karşılık beklenerek yapılan bir faaliyet değildir. Ancak yapılan emeğin görülmesi, takdir edilmesi ve değer verilmesi son derece önemlidir. Eşlerine, çocuklarına, ailelerine,istirahatlerine ve işlerine ayıracakları zamandan fedakârlık ederek toplum için koşturan insanların emeklerinin görülmesi, yalnızca onları mutlu etmekle kalmaz; aynı zamanda yeni gönüllülerin yetişmesine ve mevcut gönüllülerin motivasyonlarının artmasına da katkı sağlar.

Bu nedenle belediyelerimizin, kaymakamlıklarımızın, kamu kurumlarımızın ve toplumun tüm kesimlerinin gönüllü faaliyetleri desteklemesi, görünür kılması ve takdir etmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü takdir edilen emek büyür, örnek olur ve daha fazla insanın iyilik yolunda adım atmasına vesile olur. Topluma hizmet etmeyi görev bilen insanların yalnız bırakılmaması, moral ve motivasyonlarının yüksek tutulması, aslında toplumun geleceğine yapılan bir yatırımdır.

Gönüllülük, zamanı kalan insanların yaptığı bir uğraş değil; zamanı değerli gören insanların yaptığı bir tercihtir. Çünkü gönüllüler sahip oldukları en kıymetli şeyi, yani zamanlarını toplum için harcarlar.

Toplumsal dayanışmanın, yardımlaşmanın ve sorumluluk bilincinin güçlendiği bir gelecek dileğiyle…

Gönüllülük bir boş zaman faaliyeti değil, güçlü bir toplumun temel taşıdır.