İlk bakışta bu durum garip gelebilir. İnsan, ders çalışmadığında rahatlayacağını düşünür. Oysa çoğu zaman tam tersi olur. Çünkü insan beyni “kapatılıp beklemeye alınan” bir organ değildir. Beyin, uyanık olduğumuz sürece sürekli çalışan, çevresini analiz eden, geçmişi değerlendiren ve geleceğe ilişkin tahminler üreten dinamik bir sistemdir.
Nörobilim araştırmaları, kişi belirli bir görevle meşgul olmadığında beynin tamamen sessizleşmediğini göstermektedir. Tam tersine, bu durumda “Varsayılan Mod Ağı” (Default Mode Network - DMN) adı verilen beyin ağı daha etkin hâle gelir. Bu ağ; geçmiş yaşantıları hatırlama, geleceği hayal etme, kendini değerlendirme ve başkalarının bizi nasıl gördüğünü düşünme gibi zihinsel süreçlerde önemli rol oynar.
Bu sistem aslında yaşamımız için gereklidir. Geleceği planlamamızı, deneyimlerimizden ders çıkarmamızı ve kendimizi geliştirmemizi sağlar. Ancak özellikle sınav dönemindeki öğrencilerde bu ağ bazen farklı çalışır. Yapılması gereken işler ertelendikçe, beyin aynı konuları tekrar tekrar düşünmeye başlar. “Yetiştirebilecek miyim?”, “Ya başaramazsam?”, “Diğerleri benden ileride…” gibi düşünceler zihni işgal eder. Sonuçta kişi dinlenmek isterken daha da yorulur.
Bir başka önemli nokta ise beynin ödül sistemidir. Beynimiz dopamin adı verilen nörotransmitter sayesinde ödül beklentisine duyarlıdır. Zor bir işe başlamak yerine telefon ekranını kaydırmak, kısa videolar izlemek veya sosyal medyada dolaşmak beynimize anlık bir ödül hissi verir. Bu yüzden birçok öğrenci “Sadece beş dakika bakacağım.” diyerek eline aldığı telefonu yarım saat sonra bırakabildiğini fark eder. Sorun irade eksikliğinden çok, beynin kısa vadeli ödüllere doğal eğilim göstermesidir.
Peki çözüm nedir?
Çözüm, beyni boş bırakmak değil; ona anlamlı bir yön vermektir. Araştırmalar, belirli bir hedefe odaklanmanın ve planlı çalışmanın dikkati artırdığını, zihinsel dağınıklığı azalttığını göstermektedir. Günlük çalışma planı hazırlayan, küçük hedefler belirleyen ve tamamladığı işleri işaretleyen öğrenciler hem daha verimli çalışır hem de kaygılarını daha kolay yönetir.
Koçluk görüşmelerimde öğrencilerime sık sık şu cümleyi söylüyorum:
“Beynine bir hedef vermezsen, o sana kaygı üretir. Beynine bir plan vermezsen, seni kolay ödüllerin peşine gönderir.”
Bu elbette bilimsel bir yasa değildir; ancak beynin çalışma biçimini anlaşılır şekilde özetleyen bir benzetmedir.
Belki de mesele “boş durmak” değildir. Mesele, zihnimize yön verebilmektir.
Çünkü yönü olmayan bir zihin, çoğu zaman kaygının peşinden gider. Hedefi olan bir zihin ise enerjisini üretmeye, öğrenmeye ve gelişmeye yöneltir.
Unutmayalım:
Beyin, en iyi dostumuz da olabilir, en büyük engelimiz de… Kararı çoğu zaman ona verdiğimiz yön belirler.





