Ama o gün kürsüden inen tek bir cümle, kongrenin kendisinden daha çok konuşuldu, hâlâ da konuşuluyor:

"Akşehir, çoktandır il olma kriterlerini taşımaktadır."

Bu sözün sahibi sıradan biri değil. Genel Başkan Yardımcısı, Konya Milletvekili ve Meclis'te devletin kesesinin ağzını tutan Plan ve Bütçe Komisyonu'nun üyesi Mustafa Kalaycı. Yani parayı, bütçeyi, yatırımı en iyi bilen adamlardan biri. Kongredeydi.

Şimdi soralım: Bu söz bir müjde mi, yoksa yıllardır duyduğumuz türküye eklenen yeni bir nakarat mı?

HOCA'NIN TORUNLARI BU FİLMİ BİLİR

Akşehirli, il olma hikâyesini babasından, dedesinden dinleyerek büyüdü. Cumhuriyet'in ilk yıllarından beri bu sevda dile getirilir. Kampanyalar yapıldı, imzalar toplandı, kanun teklifi taslakları yazıldı. Sonuç? Tabela hâlâ "ilçe" yazıyor.

Şunu da hatırlatalım ki durum netleşsin: Türkiye'de en son il olan yer Düzce'dir, o da 1999 depreminin ardından, olağanüstü şartlarda il yapıldı. Yani tam 27 yıldır bu memlekette hiçbir ilçe il olmadı. Kapı 27 yıldır kapalı. Aksaray, Karaman, Yalova, Kilis il olurken açılan o kapı, Düzce'den sonra kilitlendi, anahtarı da Ankara'nın cebinde duruyor.

Bir gerçek daha: Kanunlarımızda "şu kadar nüfusu olan, il merkezine şu kadar uzak olan ilçe il olur" diye bir madde yok. Anayasa'ya göre il, ancak kanunla kurulur. Yani il olmak matematik sınavı değil, siyasi karar meselesidir. Kriter tamamlamakla olmuyor; olsaydı 158 bin nüfuslu Ereğli de, 150 bini aşan nice ilçe de çoktan il olurdu.

PEKİ KALAYCI'NIN SÖZÜ NEDEN ÖNEMLİ?

Buraya dikkat. Çünkü bu sefer işin içinde lafın ötesinde somut şeyler var.

Kalaycı kongrede yalnızca "il olsun" demedi; bir haksızlığı da açık açık dile getirdi. Yatırım teşvik sisteminde Akşehir, Konya merkezle birlikte 2. bölgede sayılıyor. Hemen yanı başımızdaki Isparta 3. bölge, Afyonkarahisar 4. bölge teşviği alıyor. Ne demek bu? Sultandağı'na fabrika kuran, Akşehir'e kuranın alamadığı desteği alıyor demek. Yatırımcı da hesabını yapıp otuz kilometre öteye gidiyor. Bizim sanayicimiz, kendi devletinin teşvik haritasında komşusuna yeniliyor. Kalaycı'nın "bu durum bile Akşehir'in il yapılmasını gerektirir" demesi, işte bu yaraya parmak basmasıdır. Doğrudur da.

İkincisi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın bu yılın Ocak ayında açıkladığı yeni yatırım haritasında Akşehir Kuzey Yatırım Alanı var. Türkiye genelinde 13 ilde 16 mega yatırım alanından biri bizim topraklarımızda. Buna Gıda İhtisas OSB'yi, büyüyen mevcut OSB'yi, dünyaya tescilli kirazımızı da ekleyin. Yani bu sefer elimizde sadece Nasreddin Hoca ve tarih değil; somut, imzalı, resmi yatırım kararları var.

AMA ŞU AYNAYA DA BAKALIM

Sevgili hemşehrilerim, bu köşede size hoş gelecek yalanı yazmam. Akşehir'in nüfusu 93 bin civarında ve artmıyor, azalıyor. Gençlerimiz okumaya gidiyor, dönmüyor. Ankara'daki hiçbir masada, nüfus grafiği aşağı bakan bir ilçenin dosyası öne çekilmez. Konya'dan bir il çıkacaksa listelerde önümüzde Ereğli duruyor; bunu görmezden gelerek strateji kurulmaz.

Ve en acısı: il olmak tek başına sihirli değnek değildir. Kırıkkale il oldu, göç vermeye devam etti. Tabela değişince fabrika kendiliğinden gelmiyor. Önce şehri güçlendireceksin ki il olduğunda taşıyabilesin.

O ZAMAN NE YAPACAĞIZ?

Birincisi: Kalaycı'nın bu sözü havada kalmamalı. Kongre kürsüsünde söylenen söz güzeldir ama Meclis kürsüsünde söylenen söz kayda geçer. Akşehirli olarak beklentimiz, bu iradenin bir kanun teklifine, en azından teşvik bölgesi düzeltmesi için somut bir girişime dönüşmesidir. Sayın vekillerimiz Plan ve Bütçe'de oturuyor; adres belli, yol belli.

İkincisi: Bu dava tek partinin davası olamaz, olmamalı. Kongrede Belediyesi, Ticaret Odası, muhalefetiyle iktidarıyla bütün Akşehir tek ses olmalı; il olma dosyamız — bağlanacak ilçeler, kadrolar, binalar dahil — hazır bekletilmeli ki Ankara'da o kapı bir gün aralandığında ilk giren biz olalım.

Üçüncüsü ve en önemlisi: Kuzey Yatırım Alanı'nın, Gıda OSB'nin dolması için seferber olmalıyız. Nüfusu artıran fabrikadır, iştir, aştır. İş olursa gençler kalır, gençler kalırsa nüfus artar, nüfus artarsa il olmak hayal olmaktan çıkar.

Nasreddin Hoca göle maya çalarken "ya tutarsa" demiş. Hoca'nın torunları olarak biz de yıllardır bu göle maya çalıyoruz. Ama Hoca'dan öğrendiğimiz bir şey daha var: maya tutsun istiyorsan, önce gölün suyunu ısıtacaksın.

Kalaycı'nın sözü kulağımızda, dosyamız elimizde, gözümüz Meclis'te.

Bu sefer suyu ısıtalım da, maya tutsun.