Oysa hayat, birkaç dakikalık öfkeye feda edilemeyecek kadar kıymetlidir. Buna çarpıcı bir örnek verelim.

Damatla birlikte gelin arabasını süsleten sağdıç, gelini ve arkadaşını kuaförden aldıktan sonra kız evine doğru yola çıkarlar. Ancak yolda başka bir araçla yaşanan küçük bir trafik anlaşmazlığı, kısa sürede tartışmaya dönüşür ve o araç önlerini kesmeye çalışır. Onlar da yol vermemek için sollayıp geçerler.

Fakat sonrasında korna sesleri, el kol hareketleri, camdan bağırmalar ve küfürler…Her ne kadar gelin arabasındakiler görmezden gelmeye çalışsalar da öfke, sabrın önüne geçer ve araçlarını durdururlar. Diğer araçtan inen dört kişi sarhoştur. Küfürler yerini fiziki saldırıya bırakmıştır.

Kendilerini korumak isteyen gençler korkutmak maksadıyla, araçta bulunan tornavida ve çakı bıçağına sarılırlar. Fakat birkaç saniye sonra yaşananlar, artık kimsenin kontrol edemeyeceği bir noktaya ulaşır. Kısa sürede polis ekipleri ve ambulanslar gelir. Bir kişi bıçak darbesiyle ağır yaralanır ve hastanede hayatını kaybeder. Bir başka kişinin gözüne tornavida isabet eder ve görme yetisini kaybeder. Damadın kolu kırılır, diğerleri de yaralanmıştır.

Düğün ertelenmiş ve mahkeme süreci başlamıştır. Sonunda damat iki yıl, sağdıç ise on yıl hapis cezasına çarptırılır. Kız tarafının isteğiyle evlilik gerçekleşmez. Biri hayatını kaybetmiştir, biri gözünü ve iki gençte demir parmaklıkların arkasına alınmıştır.

Sonunda geriye tek bir cümle kalır:“Keşke…”

Keşke görmezden gelseydik, duymasaydık, yolumuza devam etseydik, polisi arasaydık…

Keşke o birkaç dakikalık öfkeye yenilmeseydik. Fakat hayatın en acı tarafı bazı hataların telafisi ve keşkesi yoktur!

Bazen kazanmak, kavga etmemektir.

Şimdi bunun tam tersini, başka bir olay düşünelim.

Kadın İstasyon Caddesi’nden taksiye biner ve hastaneye gitmek istediğini söyler ama şoför hareket etmez. Kadın “Şoför bey, neyi bekliyorsunuz?” diye sorduğunda, şoför “Emniyet kemerinizi bağlamanızı.” Kadın “Şehir içinde de mi kemer takacağız?” diye mırıldanarak kemerini bağlar ve araç hareket eder. İleriden yeşil ışığı gören taksi şoförü kontrollü şekilde ilerlerken, yan yoldan asfalta değdi değecek beyaz bir Şahin aniden önlerine çıkar. Taksi şoförü frene basar ve kaza kıl payı atlatılmıştır. Hatalı olan sürücü, yaptığı yetmezmiş gibi açık olan camdan taksi şoförüne küfür eder. Taksi şoförü alışılmışın dışında dişlerini sıkarak sadece; “Tamam delikanlı, haklısın.” der ve yoluna devam eder. Kadın yolcu bu duruma şaşırdığı kadar da memnun olmuştur. “Şoför bey, sizi tebrik ederim. Emniyet kemerinin ne kadar önemli olduğunu gördüm. Bir de o sürücünün sözlerine karşılık vermeyerek, beni ve kendinizi korumuş oldunuz.”

Şoförün cevabı ise oldukça anlamlıdır:

“Bir söz okudum ve hayatım değişti; ‘Domuzla güreşmeyin. İkiniz de kirlenirsiniz ama domuz bundan keyif alır.’ Evet o günden beri sakin kalmayı öğrendim. Üstelik yaşananlar aracın kamerasında kayıtlı. Sizi hastaneye bıraktıktan sonra, polis merkezine gidip şikâyetçi olacağım. Şahincinin yaptığı terbiyesizlik ve kusur yanına kâr kalmayacak” der. Kadın şoförden kartını ister ve “Bundan böyle taksiye ihtiyacım olduğunda sizi aramak istiyorum.”diyerek taksiden iner.

İşte mesele tam da budur.

Öfkeye kapılmak kolaydır, öfkeyi yönetmek ise sabır ve karakter ister.

Haklı olmak, hayatınızı riske atmaya değmez.

Bu olayların birebir yaşanmış olması şart değil. Akşehir’de veya ülkemizin başka şehirlerinde benzer olayları her gün görüyoruz. Selektör, korna, yol verme, sollama veya bir el hareketi bahane oluyor ve bir anda iki insan birbirinin düşmanı oluveriyor.

Oysa trafik, insanların birbirine üstünlük kuracağı bir savaş alanı değildir. Siz haklı olabilirsiniz, karşı taraf gerçekten kusurlu olabilir. Size küfür etmiş olabilir. Haksızlık yapmış olabilir. Hatta sizi kasten sıkıştırmış bile olabilir. Ama bütün bunlar sizin hayatınızı riske atmanızı gerektirmez.

Haklı olmak ile haklılığınızı ispat etmek aynı şey değildir. Bazen en büyük zafer, tartışmayı kazanmak değil, o tartışmanın içine hiç girmemektir. Bırakın hata yapan hata yapsın, sizi geçsin, korna çalsın, el kol hareketi yapsın konuşsun. Siz yolunuza devam edin. Sizin çabanızla veya şiddet uygulamanızla, trafik hataları düzeltmeyecektir. Ama vereceğiniz sakin bir tepki, belki de kendi hayatınızı kurtaracaktır. Daha da önemlisi, evinize döndüğünüzde eşinize, çocuğunuza, annenize, babanıza sarılabilmenin mutluluğunu hiçbir tartışmayla kıyaslamayın.

Özgürlüğünüz, sağlığınız ve sevdikleriniz; trafikte birkaç saniyelik üstünlükten çok daha değerlidir. Öfkenin faturası ağırdır, insan öfkeliyken kendisini haklı görür. O anda karşısındakini susturmak, haddini bildirmek, cezalandırmak ister. Fakat öfke geçtikten sonra akıl geri gelir. İşte o zaman kendisine “Ben ne yaptım?” sorusunu sorar ama iş işten geçmiştir ve ne yazık ki bazı soruların cevabı artık değiştirilemez. Ya mezar taşı, ya cezaevi kapısı, ya hastane odası, ya kaybedilmiş uzuvlar, yıkılan yuvalar ve yıllarca taşınacak vicdan azabı. Hepsi birkaç dakikalık öfkenin sonucunda olmuştur.

Bu nedenle çocuklarımıza, gençlerimize ve hepimize bir kez daha hatırlatmamız gerekiyor:

Trafikte ya da başka durumlarda kavga etmeyin. Mesele korkmak değildir.

Mesele, hayatın değerini bilmektir.

Çünkü karşınızdaki insanın ne kadar öfkeli, ne kadar alkollü, ne kadar kontrolsüz veya ne taşıdığını bilmiyorsunuz. Siz sadece bir tartışmaya girdiğinizi sanabilirsiniz. Oysa karşılığında hayatınızı kaybedebilirsiniz.

Hayat pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa ve insan hayatı, birkaç günlük öfkeye sığmayacak kadar değerlidir. Size iyi davrananlar teşekkür edin, kötülük yapanlara karşı kötülükle cevap vermek yerine mesafe koyun. Haddi aşanlarla kavga ederek değil, hukuk yoluyla hesaplaşın. Çünkü adaletin görevi intikam almak değil, hakkı yerine getirmektir.

Unutmayalım, bir anlık öfkenin “keşke”si, bazen bir ömür sürer. Sakin kalmak, sabırlı olmak, evinize sağ salim dönmek güzeldir. Çocuğunuzun size sarılması, eşinizin sizi kapıda karşılaması, annenizin veya babanızın sesini duymak, özgürce nefes almak, sevdiklerinizle aynı sofraya oturmanın mutluluğu hiç bir şeyle kıyaslanmaz.

Bütün bu güzellikleri yaşamak varken, sokakta veya trafikte sonu belli olmayacak bir tartışmaya girmenin ne önemi var?

Hiçbirimiz birkaç saniyelik öfke uğruna hayatımızı karartmayalım. Bırakın bazı insanlar haklı olsun. Bırakın bazıları terbiyesizce davransın, siz sakin kalın. Gerekirse yolunuzu değiştirin veya durun. En doğrusu her zaman polisi arayın ama kavgaya girmeyin.

ÖFKENİN KEŞKESİ OLMAZ.

Çünkü çoğu zaman öfkelerin sonu, dilimizden dökülen keşke’ler le sonuçlanır. Ama olan olmuştur, artık ne söyleseniz ne yapsanız nafile…