Önce çıkıp "Allah bir daha siyaset yapmayı nasip etmesin" diye büyük laflar edeceksiniz, ardından "baba ocağı" söyleminin arkasına sığınıp kurnazca o kapıdan içeri gireceksiniz. Yetmeyecek; oranın tabiri caizse en sivri dilli, en keskin figürü olacaksınız. "Ya onlar ya biz" diyerek rest çekeceksiniz, hemen ardından da en tepeden gelen bir kararla hemşehrilikten dahi ihraç edeceksiniz.
Yanlış Anlaşılan Makamlar
Şimdi herkesin dilinde aynı nakarat, akıllarda tek bir şarkı: “Gitmek mi zor, kalmak mı zor?”
Evet, hicaz makamında çok güzel eserler vardır; lakin siz bulunduğunuz makamı, makamların en kutsalı olan hizmet makamını tamamen yanlış anlamış olmalısınız. Bu iş ne hicaz makamına uyar, ne de semai usulüne gelir! Üç zamanlı usullerle, dertli dertli çalınan iç yakan ezgilerle bu şehir yönetilmez. Akşehir gibi köklü bir coğrafyada yaşayan ve yıllardır hayal satılan güzel insanlar da bu siyaset oyunlarından çok çekti.
Hizmet Bekleyenler Particilik Değil İcraat İster
Unutulmamalıdır ki sizler bu makamda "gayret usulüne" tabi olan, her ay hatırı sayılır maaşlar alan, halkın ümit bağladığı seçilmiş insanlarsınız. Vatandaş size parti peşinde koşmanız, o oraya bu buraya geçer mi hesabı yapmanız için oy vermedi. Siyaset yapmanızı değil; verdiğiniz sözleri tutmanızı, o elden düşmeyen anayasacık kitapçığınızdaki vaatlerinizi icraata dökmenizi bekliyor.
Herkesle kavgalı olmanızı, sürekli bir kriz üretmenizi değil; hangi görüşten olursa olsun bu şehrin her bir ferdinin hizmetkârı olmanızı talep ediyor. Vakit hızla akıp geçiyor. Ve bilinmelidir ki bu kısır çekişmeler, Akşehir’in giden yıllarına ve kaybedilen zamanına yazılacaktır. Tarih, laf üretenleri değil, hizmet edenleri yazar.





