Bir dükkânın kepengi bir daha açılmadığında mı? Çocukken önünden geçtiğiniz evin yerinde başka bir bina yükseldiğinde mi? Yoksa yıllardır görmediğiniz birini kalabalığın içinde hâlâ aradığınızı fark ettiğinizde mi?

Ben Akşehir’in eksildiğini biraz böyle fark ediyorum. Şehirler bir gecede değişmiyor. Bir dükkân kapanıyor, yerine başka bir tabela geliyor. Tanıdığınız esnafın yüzü kayboluyor, çocuk sesleri azalıyor. Sonra bir gün, yıllardır bildiğiniz bir yerin önünden geçip “Burada eskiden ne vardı?” diye düşünüyorsunuz.

Yerler kalıyor, ama o yerlerde yaşadığımız hayat değişiyor.

Akşehir’in çarşısında yürürken bunu daha çok hissediyorum. Bazı dükkânların önünden geçerken yalnızca bir yeri değil, yıllar önceki hâlimizi de hatırlıyoruz. Çocukken aynı sokaklar daha uzundu. Eve geç kalabilmek için yolları bilerek uzatırdık. Şimdi birkaç dakikada geçtiğimiz sokaklarda, o günlerden kalan küçük ayrıntıları arıyoruz. Akşehir’in sokakları mı küçüldü, biz mi büyüdük?

Belki ikisi de.

Sonra Nasreddin Hoca’yı, Akşehir Gölü’nü, eski fotoğrafları düşünüyorum. Bir şehrin hafızasının yalnızca tarihî yapılardan oluşmadığını anlıyorum. Bir fıkra da hafızadır. Bir gölün çocukluğumuzdaki hâli de.

Eski bir tabela, bir ağaç, bir dükkânın önü, yıllardır görmediğimiz bir yüz de…

Akşehir’in trenini de bu yüzden ayrı bir yere koyuyorum.

Bir tren yalnızca insanları taşımaz; gidenleri, dönenleri, uğurlayanları ve bekleyenleri de taşır. Bir peronda bazen bir şehrin hikâyesi birikir. Belki de bir şehrin en büyük kaybı, eski binalarının yıkılması değildir.

O binaların hikâyesini anlatacak insanların azalmasıdır.

“Biz çocukken burada…”

“Eskiden şu dükkân vardı…”

diye başlayan cümlelerin giderek seyrekleşmesidir.

Akşehir değişsin. Yeni dükkânlar açılsın, yeni insanlar gelsin, yeni hikâyeler başlasın. Değişmek hayatın kendisi.

Ama eski hikâyelerin üzeri tamamen örtülmesin.

Şehirleri şehir yapan yalnızca taşları ve sokakları değil, insanların onlara yüklediği anlamdır. Yıllar sonra yine Akşehir’in bir sokağından geçeceğiz. Bugün tanıdığımız bazı yerler olmayacak. Başka binalar, başka tabelalar, başka yüzler göreceğiz. Sonra yine durup soracağız:

“Burada eskiden ne vardı?”

İşte o zaman cevabı verecek birilerinin hâlâ olması dileğiyle…