Son günlerde Türkiye ekonomisi açısından oldukça önemli fakat kamuoyunda yeterince tartışılmayan bir açıklama yapıldı.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Avrupa Birliği’nin yeni sanayi politikası taslağı hakkında
yaptığı değerlendirmede şu ifadeyi kullandı:
“Avrupa Birliği’nin yeni sanayi politikası taslağında (Industrial Accelerator Act) Türkiye’nin Avrupa değer zincirinin
ayrılmaz bir parçası olarak tanınması ve Gümrük Birliği kapsamında ürünlerimizin AB menşeli sayılması son derece önemli
ve stratejik bir gelişmedir.”
Bu açıklama ilk bakışta teknik bir ticaret cümlesi gibi görünebilir. Ancak işin özüne indiğimizde bu sözlerin arkasında
Türkiye’nin gelecekteki sanayi rolünü değiştirebilecek kadar büyük bir ekonomik dönüşüm ihtimali bulunmaktadır.
Avrupa Birliği son yıllarda yaşanan küresel krizler nedeniyle sanayi stratejisini köklü biçimde değiştirmektedir.
ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşları, Rusya‑Ukrayna savaşı sonrası enerji krizi ve pandemi döneminde kırılan
küresel tedarik zincirleri Avrupa'yı yeni bir üretim modeline yönlendirmiştir.
Artık Avrupa üretimi uzak coğrafyalardan değil, kendisine yakın ve güvenilir ülkelerden sağlamayı hedeflemektedir.
Ekonomi literatüründe bu modele “nearshoring”, yani yakın üretim stratejisi denilmektedir.
Türkiye bu yeni üretim modelinde kritik bir konuma sahiptir. Coğrafi yakınlık, güçlü sanayi altyapısı ve lojistik
avantajlar sayesinde Türkiye Avrupa üretim sisteminin önemli bir parçası haline gelebilir.
Hisarcıklıoğlu’nun “ürünlerimizin AB menşeli sayılması” ifadesi de tam olarak bu noktaya işaret etmektedir.
Normal şartlarda Türkiye’de üretilen bir ürün Avrupa’ya ihraç edildiğinde Türk menşeli olarak işlem görür.
Ancak Türkiye Avrupa üretim zincirinin parçası kabul edilirse bazı sektörlerde Türkiye’de üretilen ürünler
Avrupa üretim sistemi içinde üretilmiş gibi değerlendirilebilir.
Bu durum üç önemli sonucu beraberinde getirebilir:
• Avrupa şirketleri üretimin bir kısmını Türkiye’ye kaydırabilir
• Türkiye’de yeni sanayi yatırımları artabilir
• Türkiye Avrupa sanayisinin üretim ortağı haline gelebilir
Peki bu dönüşüm Anadolu şehirleri için ne ifade ediyor?
Konya Türkiye’nin en güçlü sanayi şehirlerinden biridir. Makine üretimi, otomotiv yan sanayi ve tarım makineleri
alanlarında önemli bir üretim kapasitesine sahiptir.
Akşehir ise tarihsel olarak ticaret ve tarım merkezi olmasına rağmen sanayi yatırımlarından yeterince pay alamamış
bir şehirdir. Ancak Avrupa’nın yeni sanayi stratejisi Anadolu şehirleri için yeni fırsatlar doğurabilir.
Akşehir’in bu dönüşümde öne çıkabileceği üç önemli alan bulunmaktadır:
Tarım teknolojileri: Gübre üretimi, akıllı sulama sistemleri ve tarım makineleri.
Gıda işleme sanayi: Kiraz, elma ve tahıl gibi ürünlerin işlenmesi ve ihracatı.
Lojistik merkez: İzmir ve Mersin limanlarına giden ticaret yolları üzerinde stratejik bir konum.
Eğer doğru planlama yapılırsa Akşehir tarım teknolojileri ve gıda sanayisi alanında bölgesel bir üretim merkezi
haline gelebilir.
Ancak burada kritik bir nokta vardır. Türkiye yalnızca montaj ülkesi olursa bu dönüşümden elde edeceğimiz katma değer
sınırlı kalacaktır. Bu nedenle teknoloji üretimi, Ar‑Ge yatırımları ve yüksek katma değerli üretim büyük önem taşımaktadır.
Bugün Akşehir için sorulması gereken temel soru şudur:
Türkiye Avrupa sanayi zincirinin bir parçası haline gelirken Akşehir bu dönüşümün neresinde olacaktır?
Doğru vizyon ve planlama ile Akşehir yalnızca tarım şehri değil, aynı zamanda tarım teknolojileri ve gıda sanayisinin
merkezi haline gelebilir.
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’nun açıklaması aslında Türkiye’nin önünde yeni bir sanayi döneminin kapılarının aralanmakta
olduğunu göstermektedir.
Önümüzdeki yıllarda Avrupa sanayisinin önemli bir bölümü Türkiye ile daha güçlü bir entegrasyon içine girebilir.
Bu dönüşümün kazananı yalnızca büyük şehirler değil, Anadolu’nun üretim şehirleri de olabilir.
Yeter ki doğru soruyu sorabilelim:
Türkiye Avrupa’nın üretim ortağı olurken Akşehir bu hikâyenin neresinde olacak?






