Bu tozlu yollar bir zamanlar benim Cumhuriyet İlkokulu’ma giden yolumdu, sonra aynı tozlu, çamurlu, taş döşeli bu yollar daha sonra Ticaret Lise’ne giden yolum olmuştu. Çocukluk sokaklarım. Gençlik sokaklarım, çocukluktan sıyrılarak gençlik günlerimi yaşadığım sokaklar. Sadece benim değil benimle aynı duyguları yaşayan arkadaşlarımın da sokaklarıydı bu sokaklar. Çocukluk günlerimin sokaklarında yürüyordum. Bu yollarda gençliğimizle birlikte yaşımızda büyümüştü. İlk gençlik yıllarımız. Çamurlu, taşlı topraklı bu yollarda hayallerimiz ve sevgilerimiz. İlkokul ve lise yıllarında yürüdüğümüz bu yollar bize ne kadar da mutluluk verirdi. Yollar çamurluymuş, yok efendim taş döşeliymiş, yürünmezmiş, kaldırımları kötüymüş gibi düşünceler hiç aklımıza gelmez, okuduğumuz okula servisle gideceğiz gibi sıkıntılarımız olmadan kilometreler ötesinden elimizde çantalarımızla yürüyerek giderdik. Hey gidi günler! İlkokul öyle, lise öyle. Lise yılları birkaç arkadaş birlik de çok zaman o kadar çok konuştuğumuz konular olurdu ki! Herkes evlerine çekildikten sonra konuşmalarımızın sonu bir türlü gelmez, vardan, yoktan, okuldan, dersten, öğretmenlerden konuşurduk. Daha neler konuşmazdık ki! Hatta sınıfta bir kızın güzelliğinden hafta içinde sinemaya gelecek filmlerden konuşurduk. En çok da Saray Sineması’na giderdik. Sokağın altındaki fenerin cılız lambası altında çay kenarının taşının kenarına oturur konuşur da konuşurduk ki vaktin nasıl geçtiğini bir türlü anlayamazdık.

O günlerde bir arkadaşlık vardı, dostluk ve sevgi. Arkadaşlarımızı evine gider çağırırdık. Yalnız kalamazdık. Yine o günlerden bir gün. O zamanlar cumartesi günü de okul vardı. Bir pazar günü kalıyordu geriye tatil günümüz.

Sabah kahvaltısını yapar yapmaz sokağa çıktım. Yıllar öncesinin mutluluğu vardı. Bir mutluluk vardı içimde, bu dünyanın mutluluğu, sevgisi, kaçırılmış mutluluklar. Yine eğri büğrü sokağımızda yürürken sokağı dinledim. Bir sessizlik vardı fakat içimde garip bir heyecan duygusu. Yıllar öncesinden günümüze kadar gelen yine bildiğim sokaklar. Birkaç kapı önüne oturmuş kadınlar, Çekirdek çitleyen çocuklar. Gezmelere çıkmış kadınlar, kızlar. Yürüyorum arkadaşımın evine doğru. Yıllar öncesine. Umuda, sevgiye, hoşgörüye. Eski köşklü evlerden birkaçı yıkılmış yıkılmasına ya çok iyi biliyorum ki şurada yıkılan toprak damlı evde kalın gözlük çerçevesi ile yaşlı bir amca sürekli oturur yola bakardı. Ne zaman geçsem bu yoldan onu pencere önündeki bir çiçek saksısı gibi orada durur görürdüm. Ev yıkılmış. Bilmem bu kalın gözlüklü amca ev yıkılmadan önce ne zaman vefat etti. Yürüyorum okul yolunda kocaman tahta kapılı köşklü bir ev vardı burada o da artık yok. Kocaman bir alan bırakmış bu köşklü ev. Şimdi burası artık kocaman bir araç park yeri olmuş. Etrafıma baktım; o eski tahta evlerin yerinde artık beton binalar yükseliyordu. Ne o eski kokular vardı ne de kapı önlerinde oturan komşular. Ama yine de o sokaklarda yürürken, geçmişten gelen sesler kulaklarımda yankılanıyordu.

Okul yolunu ve şehri ikiye ayıran çayın köprüsünden geçtikten sonra arkadaşımın aşı boyalı evinin kapısına geldim. Demir kapılı tek katlı bir ev. Pencereden gördü. Pencereyi açarak “Gel!” dedi.

Gel dedi ya benim içeriye giresim hiç yok.

“Sen gel!” dedim.

“Tamam geliyorum!” dedi. Artık içeride birkaç dakika sonra geldi. Lise yıllarımız. Saçlarını güzelce taramış, jölelemiş, her zaman olduğu gibi yine pantolonu kılıç gibi ütülü, ayakkabıları boyalı. Güneş gözlüğünü de unutmamış. Annesine kapıdan çıkarken yüksek sesle. “Anne ben çıkıyorum!” dediğini duyuyorum.

Kapıdan çıkıp dış kapıya bir gelişi var ki sanırsın yürümüyor evden kaçıyor. Ya annesi “Nereye?” diye sorarsa. Kahvaltısını da birkaç dakika içerisinde yapmış ki o hızla yanıma geldi. O hızla yürürdük. Bir yokuş çıkardık oradan meydanın ortasında bulunan kasabanın parkına. Parkta birkaç çay içer her zaman gittiğimiz kahvemize doğru yol alırdık. Burada da bir elli iki bilemedin bir tavla derken kahveden de çıkar tekrar yürürdük. Birimiz sevdiğinden aşkından söz açsın diye birbirimizi kollardık. O aşkını anlatırdı. Nasıl konuşmuşlardı, ilk mektubu nasıl vermişti, elini nerede tutmuştu, ilk hangi sinemaya gitmişlerdi.

O yıllarda sevgi vardı. Mutluluk vardı. Sevgiler sonsuzdu.

Bir ara sustum. Etrafıma baktım. Ne o eski evler vardı ne kapı önlerinde oturan insanlar ne de o günlerdeki biz… Yürüdüğüm yollar aynıydı belki ama o yolların içinden geçen hayat artık yoktu. O an anladım ki biz o sokaklarda sadece büyümemiştik; biz büyürken o sokaklar da bizimle birlikte yaşamış ve biz gidince, farkına bile varmadan yavaş yavaş yok olup gitmişti.