Tarihsel hafızamızda mezuniyet; bir üst kademeye geçişin, emeğin ve sabrın neticesinde ulaşılan, hüzünle sevincin iç içe geçtiği vakurlu bir vedaydı. Aynı zamanda büyük bir fedakarlık ve yüksek bir sorumluluk bilinci içeriyordu. Ancak son yıllarda modernleşme, kontrolsüz dünyevileşme ve kapitalist tüketim çarklarının dişlileri arasında bu anlamlı durak tanınmaz hale geldi.

Bugünün mezuniyet törenleri, eğitimsel bir başarıyı taçlandırmaktan ziyade, ne yazık ki kültürel bir yozlaşmanın ve toplumsal savruluşun sergilendiği podyumlara dönüştü.

Eğitim sisteminin doğası gereği, imkanı olan hemen her bireyin bir üst kademeye zahmetsizce geçmesi, sıradan bir süreci abartılı bir başarı illüzyonuna çevirdi.

Henüz okuma yazmayı yeni öğrenmiş ana sınıfı veya ilkokul çocuklarından, lise sıralarındaki gençlere kadar her kademede düzenlenen bu törenler, bir başarı kutlamasından ziyade görsel şovların, imaj kaygılarının ve erken yaşta toplumsal cinsiyet rollerinin yarıştırıldığı sahneler haline geldi.

Artık başarının kendisi veya eğitimin niteliği değil; o gün dijital ekranlarda ne kadar görünür olunduğu ve sosyal medya mecralarında alınan sahte etkileşimler önemsenir oldu.

Toplumsal vicdanı en çok yaralayan unsur ise yaş sınırının gittikçe aşağıya düştüğü kıyafet tercihleri ve adeta bir şatafat yarışına dönen tören atmosferidir. Batılılaşmayı ve modernleşmeyi "ne kadar soyunursan o kadar özgürsün" sığlığına indirgeyen zihniyet, genç zihinlere dekolteyi ve teşhirciliği bir "cesaret" göstergesi gibi sunuyor.

Çocuklar, kendi doğal gelişim süreçlerinden ve çocukluk masumiyetlerinden koparılarak hormonlu sera bitkileri gibi yapay bir şekilde büyütülüyor. Buradaki en derin çelişki ise ebeveynlerin rehberlik etmesi gereken yerde, bu sorumsuzluğa bizzat ortak olmalarıdır.

Müslüman bir toplum yapısında, çocuklarının dini ve ahlaki gelişimi konusunda hassasiyet göstermeleri beklenen anne-babalar; "Bugün onun günü", "Biz yaşayamadık, çocuğumuz yaşasın" mantığıyla bu manevi yıkıma göz yumuyor, hatta finansörlük yapıyorlar.

Mezuniyet organizasyonları, günümüzde kapitalist pazarın en iştahlı sektörlerinden biri haline geldi. Ekonomik zorlukların ve hayat pahalılığının her kesim tarafından dile getirildiği bir dönemde, ailelere tören adı altında kiralanan mekanlarda abartılı organizasyonlar dayatılıyor, marka çılgınlığıyla ciddi mali yükler getiriliyor. Haliyle bu ekonomik sömürü, psikolojik bir savrulmayı da beraberinde getirdi.

Ana sınıfındaki el kadar çocukların dahi gelin-damat gibi giydirilerek bu çarka dahil edilmesi, henüz hayatın başında olan körpe zihinlere "mutluluk ve başarının ancak tüketimle eş değer olduğu" fikrini aşılıyor.

Eski mezuniyetlerde hakim olan o vefa, ayrılık hüznü ve geleceğe dair vakur kaygı; yerini çılgınca eğlencelerin, Batı özentisi dansların ve anlık hazların egemen olduğu bir atmosfere bıraktı.

Mezuniyet törenleri üzerinden okuduğumuz bu manzara, sadece basit bir kıyafet ya da eğlence tarzı değişikliği değil, bir toplumun inanç, ahlak ve kültür kodlarının altüst edilmesidir.

Daha fazla özümüzü ve toplum ahlakını kaybetmeden, bu gidişata dur denmeli/demeliyiz!

Okul idareleri, öğretmenler, veliler ve okul aile birlikleri, bu yıkıcı etkiyi fark etmek ve bu gidişata "dur" demek zorundadırlar. Gençlerin çıtasını, vizyonunu ve hayallerini sadece geçici bir gecenin ihtişamına, markalara ve teşhirciliğe endekslemek, onların geleceğini erkenden ve hoyratça tüketmek demektir.

Toplum olarak akıntıya kapılıp gitmek yerine, değerlerimize bağlı, bilimde, ahlakta ve gerçek başarıda yarışan bilinçli nesiller yetiştirmeliyiz.

Aksi takdirde, evlatlarımızın sadece bu dünyasını kurtarma hırsıyla ahlaki değerlerini feda etmenin hesabını hepimiz çok ağır öderiz. Nitekim, ödemeye de başlamadık mı?