Ali Aslan’ın yaşam öyküsü; azmin ve çalışmanın en güzel örneklerinden birini oluştururken, İkinci Dünya Savaşı’nın da yaşandığı Cumhuriyetimizin ilk dönemlerine de ışık tutuyor. Tekke köyünde dünyaya gelen Ali Usta; ilkokul 4’üncü sınıfta iken “Kör Ali” olarak bilinen babasının da gözlemleri sonucunda, bir sıcak demirci ustasının yanında çırak olarak çalışma hayatına atılıyor. 11 yaşında bir çocuk olarak fiziken zorlanmasına rağmen kalfaların da yardımıyla körük çekerek öğrenmeye başladığı bu işte 4 yıl çaba sarf ediyor.
Çalışkanlığını fark eden karşı dükkanın ustasının isteğini, daha fazla sayıdaki tezgahta daha çok iş öğrenmek arzusuyla kabul ediyor ve onun yanında çalışmaya başlıyor. Kalfalık yolunda ilerleyen Ali Aslan, vatani görevini yaparken de o yılların Türkiye’sinin yokluk şartları içerisinde çalışmaktan ve üretmekten uzak kalmıyor. Sarıkamış’ta yapımına başlanan barakaların tamamlanmasıyla askerlik görevi de sona eren Ali Aslan, ustasının yanına dönerek kaldığı yerden devam ediyor.
Pulluk üretmeye başladıkları ve artık para da biriktirebildiği yılların ardından başka bir usta ile ortak olan Ali Usta, kendi eforu ile kendi işine sahip olmayı düşündüğü dönemde ilk ustası yaşamını yitiriyor ve dükkanı ihale ile satışa çıkarılıyor. Kısa bir süre içerisinde çalışıp çabalayarak gereken parayı temin eden Ali Aslan, desteğini istediği bir büyüğü aracılığıyla katıldığı ihaleden, “Ben bu dükkanı istiyorum ve alacağım” diyerek alnının akıyla çıkıyor.
Ali Usta, bundan sonraki hayat mücadelesini şu cümlelerle aktarıyor:
“25 yaşında evlendim. Üçü kız biri erkek dört evladım oldu. Bugün 13 torun sahibiyim. Ben ilkokuldan terkim, eşim okuma yazma da bilmiyordu. Benim çalışmaya olan isteğim gibi onun da okumaya, öğrenmeye dönük hırsı ve azmi vardı. Bulduğumuz bir kadın hocanın her gün düzenli olarak verdiği derslerle eşim hem okuma yazmayı hem de Kur’an-ı Kerim okumayı öğrendi.
Kardeşimle birlikte yıllarca bu dükkanın ekmeğini yedik. Zamanla iki de kalfamız oldu ve hem çalıştım, hem birikim yaptım. Ancak zaman içerisinde sadece ikimizin kaldığı bu dükkanda, kardeşim hayata gözlerini yumunca, günümüz koşullarında bu işi yapmak isteyen bir çırak da bulup yetiştirme fırsatım olmadı. Ne yazık ki benden sonra Akşehir’de bu mesleği yapacak hiç kimse olmayacak.”
Ali Aslan’ın yaklaşık 90 yıllık yaşamının 78 yılını verdiği bu meslek, aslında zorlukları olan ve ciddi anlamda emek gerektiren bir iş kolu. Körükle sürekli harlanması gereken ateşin verdiği yüksek ısının karşısında, yumuşatılmış demire şekil vermek için gereken kol gücü ve soğutmanın doğru zamanda yapılması, büyük ustalık istiyor. Gün boyu bu eforu sarf edebilmek için de işini sevmek ve çalışkan olmak gerekiyor.
“Artık bu yaşımda bu işi sürdürmem mümkün değil” diyen Ali Aslan, tarihe not düşmek adına kısa bir kayıt almak istediğimizde ise adeta gençlik yıllarına dönüyor ve aynı şevkle hemşehrilerine güzel bir anı bırakıyor.
Gelişen teknolojiye inat çiftçilerin kullanmaya devam ettiği orak, tahra, tırpan gibi aletlere olan talep devam etse de son sıcak demirci ustasının mesleği bırakması, dükkanının satılması ve onca yıla şahitlik etmiş fırın, körük, örs ve alet edevatın da hurdaya gitmesiyle birlikte, zaten kaybolmaya yüz tutmuş bir meslek daha Akşehir’de ömrünü tamamlamış olacak.





