İnsan vücudu normalde yaklaşık 36–37 derece arasında dengede çalışır. Bu denge bozulmaya başladığında vücut önce titreyerek kendini korumaya çalışır. Ardından konuşma yavaşlar, refleksler zayıflar, karar verme yetisi bozulur. Kişi nerede olduğunu, ne yaptığını karıştırmaya başlar. En tehlikeli aşamada ise artık üşüdüğünü bile fark etmez.
İşte hipotermiyi bu kadar tehlikeli yapan da tam olarak budur.
Sahada şunu çok net görüyoruz: Hipotermi sadece dağda, karda ya da fırtınada yaşanmaz. Bir trafik kazası sonrası araç içinde bekleyen bir yaralıda, selde ıslanan bir kişide, sobası sönen bir evde yalnız yaşayan yaşlıda, geceyi dışarıda geçirmek zorunda kalan bir vatandaşta da ortaya çıkabilir.
Islanmak, rüzgâr, hareketsizlik ve yetersiz beslenme hipoterminin en büyük tetikleyicileridir. Üzerinizde kalın kıyafet olsa bile ıslaksa koruma sağlamaz. Alkol alımı ise riski daha da artırır; kişi kendini iyi hissetse bile vücut ısısı hızla düşmeye devam eder.
En sık yapılan hata ise şudur: “Biraz üşümüş, geçer.” Geçmez.
Hipotermi, kendi kendine düzelmesini bekleyeceğiniz bir durum değildir. Bilinçsizce yapılan müdahaleler tabloyu ağırlaştırabilir. Özellikle ani ve kontrolsüz ısıtma, ciddi kalp ritim bozukluklarına yol açabilir.
İlk müdahalede amaç; kişiyi rüzgâr ve soğuktan korumak, ıslak giysileri çıkarmak, kuru ve yalıtımlı bir ortama almak ve vücut ısısını yavaş ve kontrollü şekilde korumaktır. Bilinç kapalıysa mutlaka profesyonel destek alınmalıdır.
Buradan vatandaşlarımıza açık bir çağrıda bulunmak istiyorum:
Kış günlerinde sadece kendimizi değil, çevremizi de gözlemleyelim. Mahallemizde yalnız yaşayan yaşlı bir komşumuz var mı, sobası sönmüş olabilir mi, elektriği kesilmiş olabilir mi? Sokakta uzun süre hareketsiz duran birini gördüğümüzde “bana ne” demeyelim. Bir telefon, bir kapı zili, bir haber verme; bir hayatı kurtarabilir.
Uzun yola çıkan sürücüler, kırsalda çalışanlar ve açık alanda görev yapan herkes; yedek kuru kıyafet bulundurmalı, ıslanmayı hafife almamalı ve aşırı yorgunlukta mola vermelidir. Çocuklarımızın ve yaşlılarımızın giyimi mutlaka kontrol edilmeli, “üşümüyorum” demeleri tek başına yeterli kabul edilmemelidir.
Çünkü afet sadece depremle gelmez.
Bazen soğukla gelir.
Ve çoğu zaman sessiz gelir.
Hipotermi, “olursa müdahale ederiz” denecek bir konu değildir. Önlemle, farkındalıkla ve toplumsal duyarlılıkla engellenebilir.
Soğuk hafife alınmaz.
Çünkü soğukla gelen tehlikenin adı hipotermidir.





