Son günlerde televizyon haberlerinde ülkemizin bazı bölgelerinden yükselen dumanlar sadece ormanlarımızı değil, vicdanımızı ve yüreğimizi yakmaktadır.
Bir ağacın yanması; sadece dumana, küle dönmesi değildir. Bir ağaca verilen emek, bir ormanın, ciğerlerimizin yanması demektir. Bir ağacın yanışı; binlerce canlının, yaşam alanlarının ve geleceğe bırakılacak en değerli mirasın yok olmasıdır.
Biz Akşehirliler şehrimizin yeşilliği ile övünür, gurur duyarız ve kentimizi “Yeşil Akşehir” olarak tanımlarız.
Sultandağlarının eteklerine yaslanmış; tarihiyle, kültürüyle ve Nasreddin Hoca’nın o eşsiz felsefesiyle adını dünyaya duyurmuş güzel Akşehir’imiz, her mevsim ayrı bir güzeldir.
Termometrelerin tırmandığı, kuraklığın toprakta çatlaklar oluşturduğu şu yaz günlerinde, Yeşil Akşehir’in üzerine binen en büyük gölge ne yazık ki orman yangını tehlikesidir.
Ormanı korumak, yangının çıkmaması için sorumluluk almak gerekir. Bu da ormanın korunması için insanların bilinçlendirilmesi demektir.
Ormanları korumak için dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan benim ilk aklıma geliverenler:
· Ormanlık alanda sigara içmemek, izmaritleri ormanlık alana atmamak; tamamen söndürmek ve çöp kutusuna atmak.
· Mangal yakmamak.
· Semaveri izin verilen yerde kullanmak.
· Orman içinde ateş yakmamak.
· Cam şişeler, kırık cam parçaları ve yanıcı atıkları doğaya bırakmamak.
· Piknik sonrası çöpler mutlaka toplanmalı; plastik, cam ve metal atıklar çevrede bırakılmamalı.
· Anız yakmamak.
· Ormanın veya ağaçlık bir yerden geçerken, araçlardan seyir hâlindeyken sigara izmariti veya yanıcı madde dışarı atmamak.
Ve en önemlisi, ufukta yükselen en küçük şüpheli dumanı bile "biri nasıl olsa görür" deyip geçmeyelim. Vakit kaybetmeden 112’yi ya da ALO 177’yi tuşlayalım.
Nasreddin Hoca’nın "Göl maya tutar mı?" misali, doğaya atılan her bilinçsiz adımın faturası da gün gelir bu topraklara kesilir. Akşehir’i alevlere teslim etmemek, Sultandağlarının serin rüzgârına ve yeşiline sahip çıkmakla başlar.
Yeşil Akşehir anlayışı tam da burada anlam kazanıyor. Şehrimizi yeşil yapan yalnızca parklarımız ya da ağaçlarımız değildir. Onu yeşil yapan, doğaya sahip çıkan insanlarıdır; çocuklarına fidan sevgisini aşılayan ailelerdir.
Eğer "Yeşil Akşehir" demeye devam edeceksek bunu sadece sözle değil, davranışlarımızla da göstermeliyiz. Çünkü yeşil bir şehir, belediyelerin tek başına oluşturacağı bir kimlik değil; o şehirde yaşayan herkesin ortak emeğidir.
Unutmayalım…
Ormanlar bize dedelerimizden miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık. O emaneti korumak ise hepimizin en büyük sorumluluğudur.
Sesimize kulak verin, Akşehir yanmasın!





