Genellikle yarıyıl sonuna doğru düzenlenen okul müsamerelerine, Akşehir'imizin artık anılarda izi kalmış, hafızalarda yer etmiş unutulmaz Türk filmlerinin gösterime girdiği Saray Sineması ev sahipliği yapardı. Böylesi anlarda müsamere için görev alan Cumhuriyet İlkokulu öğretmenleri, ki her biri birbirinden değerli, her alanda yetkin, yetenekli ve yaratıcı öğretmenlerdi. Çoğu da, Köy Enstitüsü ekolünden gelmekteydi. Müsamere hazırlıkları başladığında, tüm öğretmenler hiçbir karşılık beklemeksizin yetkinliklerine göre, kendi aralarında iş bölümü yaparlardı. Folklor çalışmalarında; Mithat Kaçar, Nezaket Türkmen, Müzeyyen Yaman; koro çalışmalarında, Nevin Yılmaz (Annem), Ahmet Yazar, Mehmet Özer: Temsil/ tiyatro çalışma ve provaları için de Turan Benderlioğlu, Fatma Okçu, Müzeyyen Yaman, ağırlıklı olarak görev üstlenirlerdi. Diğer etkinlikler içinde; Gazi Yaşar, Mehmet Kavak, Taci İnan, Celal Genç, Ahmet Gündüz, üzerlerine düşeni yaparlardı. En önemlisi de gösteri zamanı yaklaştığında, sahne tasarımı, boya ve marangozluk işlerini Köy Enstitü kökenli öğretmen Hilmi Düzgün üstlenir, diğer bir öğretmen Ramazan Yalnız'da ona yardım ederdi. Her biri, bu görevleri yüreklerini ortaya koyarak ve de hiçbir karşılık beklemeksizin yerine getirirdi. Okul müdürü Şükrü Karagül tüm objektif hüsnüniyeti ve hümanizmasıyla geri planda kalır sanki bir orkestra şefi edasıyla işleri samimiyetle koordine ederdi. Hiçbir öğrenci velisi böylesi etkinlikler için para vermeye asla zorlanmazdı. Aksine, bu tür etkinliklerde okul idaresi ve öğretmenler herşeyi üstlenir, özellikle dar gelirli ailelerin çocuklarının sahneye çıkabilmesi için gerekli tüm çabayı fazlasıyla gösterirlerdi .
Müsamere günü gelip çattığında, gündüzü ve gecesi ayrı ayrı olmak üzere, aynı gün halka açık ücretsiz iki gösteri yapılırdı. Gündüz müsameresine genellikle okulun kendi öğrencileriyle diğer okulların davetli öğretmenleri ve öğrencileri katılırdı. Gündüz gösterisi bir nevi akşam gösterisinin son provası gibiydi. Böylesi etkinliklerde dışarıdan gelen insanlar oturacak yer bulamaz salonun gerisinde ayakta dururlardı. Asıl gösteri akşam yapılırdı. Akşam gösterisine ise başta ilçe protokolünün önemli simaları, ağırlıklı olarak sahneye çıkacak öğrencilerin velileri ve yakınları katılırdı. Bu tür müsamereler okullar arasında hiç bitmeyen bir rekabete konu olurdu. Gündüz gösterilerine katılan Akşehir Öğretmen Okulunun değerli öğretmenleri müsamereyi baştan sona ciddiyetle izler, başarılı buldukları sunumlarla ilgili tebriklerini müsamere sonrasında sunumdan sorumlu çalıştırıcı öğretmenin yanına, kulise giderek bizzat kendisine iletmeyi unutmazlardı. Bir nevi fahri jüri gibiydiler. Bu tür tebrikler aslında görev üstlenen öğretmen ve öğrencilerin en büyük mükafatıydı...
Müsamere zamanlarında, normal zamanda film izlemek için bilet alıp girdiğimiz Saray Sinemasının beyaz perdesinin önü ve arkasında ki ölgün ışıkların aydınlattığı kulisinde sahne tozunu bir şekilde yutmuştuk hepimiz o yaşlarda. O atmosferi, tüm heyecanıyla bir şekilde yaşamıştık hep birlikte. O dönemin öğrencileri bizler için, kişiliğimizin gelişimi ve oluşumunda, bir hayat dersi, bir bakıma yaşanmış bir sosyal deneyim gibiydi bu tür müsamereler...
Takip eden süreçte anımsadığım ve hiç unutamadığım başka bir koro faaliyetimiz de, ortaokul yıllarında öğrenci korosu olarak en son verdiğimiz bir konserdi. 1973' te Akşehir Merkez Ortaokulu son sınıfta iken, sanata meraklı, çok değerli matematik öğretmenimiz Güler Talay'ın şefliğinde Saray Sinemasının sahnesinde verdiğimiz Klasik Türk Müziği konseri unutulmaz konserlerden biriydi.
Hiç unutmam, bu konser, ünlü bestekar Osman Nihat Akın'ın birbirinden değerli dört bestesinden oluşuyordu. Hala daha bu şarkıların sözleri aklımdadır. Bazen udumla çalar söylerim usulü dairesinde bu şarkıları...
Konser öncesi Saray Sinemasının sahnesinde, koroda arka sırada duranların da seyredenlerce görülebilmesine olanak sağlayan, üzerine çıkıpta ayakta durabileceğimiz, iki ya da üç kademeli ahşap sekiler yapılmıştı. Koromuz sahnede ki sekilerin üzerinde kademeli olarak yerini aldığında Güler Hoca'nın şefliğinde şarkılarımızı söylemeye başlamıştık. Yalnız son şarkıda, en üstteki kademeli ahşap seki Adnan ve benim ve belki de birkaç arkadaşın ağırlığını kaldıramadı ve kısmen çöktü. Tabi en arka ve üstte olan bizler biraz irtifa kaybettik, seyredenleri ve Güler Hoca'yı göremez duruma düştük. İster istemez kendi derdimize düşmüş ve konserden kopmamaya çalışmıştık. Ara ara yükselip kendimizi görülebilir konuma getirebiliyorduk ama bu duruşumuz bir türlü kalıcı durumda olamıyordu. Kafalarımız bir görünüp bir kayboluyordu. Bir türlü tutunamıyor yine aşağı inmek durumunda kalıyorduk. Bu arada Adnanla ben, koro şarkıyı söylerken, düştüğümüz bu nahoş durum karşısında birbirimize şaşkınlıkla bakıp gülme krizine girmiştik. Neyse ki şarkı hemen bitmişti ve alkışlar eşliğinde konserimiz sona ermişti. Seyirci arka sırada olanın bitenin pek farkında değildi. Perde kapandığında öne geçip, konser sırasında durumu fark edip "noluyor orda?" dercesine kaş göz işareti yapan koro şefimiz Güler Hoca' ya olanları heyecanla açıklamıştık...
Koro da söylediğimiz şarkılar hangi şarkılar mıydı? Dün gibi hatırımdadır...
"Körfezdeki dalgın suya bir bak göreceksin...",
"Yine bu yıl ada sensiz içime hiç sinmedi...
"Göze mi geldik sen mi unuttun...",
"Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin..." adlı şarkılardı.
Ne güzel günlerdi o günler...
Yanarım ki ne yanarım! Heyhat!
O günlerden bu günlere ne bir fotoğraf ne de bir video kaydı, herşey belleğimde güzel bir anı olarak kaldı. Bir de hiç unutamadığım, koro arkadaşım, sıra arkadaşım, can dostum, iki üç yıl önce hayata gözlerini yuman emekli Türkçe Öğretmeni Adnan Özyerden ile yaşadığımız şen şakrak koro hatıraları...
Velhasılı, hayatta olmayan tüm öğretmenlerimi ve arkadaşım Adnan'ı rahmet ve saygıyla anıyorum.





