Mesela ben:

Birinin oğluyum, birinin eşiyim.

İkisi de anne.

Yani teknik olarak ben tek kişiyle yaşamıyorum.

İki ayrı “anne otoritesi” tarafından yönetiliyorum.

Annem klasik anne:

“Yedin mi?”

“Üstüne bir şey al.”

“Ben sana demiştim.”

Eşim ise yeni nesil anne:

“Çocuğun montunu aldın mı?”

“Okul grubuna baktın mı?”

“Akşam planı ne?”

İkisi de farklı cümleler kuruyor ama aslında aynı şeyi söylüyorlar:

“Bu adam kendi haline bırakılmamalı.”

Ben mi?

Ben önemli günleri unutan bir adamım.

Ama öyle böyle değil…

Benim için tüm özel günler tek bir başlık altında toplanıyor:

“Yaklaşınca öğrenilir.”

Eşim bu konuda profesyonel.

2 hafta kala ima

1 hafta kala hatırlatma

3 gün kala anlamlı bakış

Gününde… sessizlik

O sessizlik var ya…

Normal sessizlik değil.

İçinde geçmiş, gelecek ve hesaplaşma barındıran bir sessizlik.

Bir yıl sadece annemi aradım Anneler Günü’nde.

Güzel güzel konuştuk, kapattık.

Akşam eve geldim.

Evde bir hava…

Ama öyle böyle değil.

“Bir şey mi oldu?” dedim.

“Yok.” dedi.

“Yok” kelimesinin evli erkekler sözlüğündeki anlamı:

“Her şey oldu ama sen henüz farkında değilsin.”

O gün öğrendim:

Eşim sadece eş değil, benim çocuklarımın annesi.

Ve bu bilgi, geç öğrenildiğinde pahalıya patlıyor.

Tam sistem çöktü darken evde bir kurtarıcı çıktı:

Kızım.

Artık bizde duygusal değil, lojistik çalışan bir sistem var.

“Baba, yarın annemin doğum günü.”

“Ciddi misin?”

“Hediyeyi de aldım.”

Ben şok.

Çocuk sadece hatırlamıyor, tedarik zincirini de yönetiyor.

Sonra dönüp anneme baktım.

Kadın hayatında bir kere bile demedi ki:

“Doğum günüm yaklaşıyor.”

“Evlilik yıldönümümüzü unutma.”

Yok.

Onun sevgi dili takvim değildi.

Tencereydi.

Bizim sevgi anlayışımız değişmiş.

Artık mesele şu:

Hatırladın mı?

Kutladın mı?

Aklına geldim mi?

Ve acı gerçek:

Ben unutuyorum.

Ama bu şu demek değil:

umursamıyorum.

Ama işte…

karşı taraf için fark etmiyor.

Çünkü bazı duyguların ölçüsü şu olmuş:

Zamanında hatırlanıyor mu?

O yüzden yeni karar aldım:

Ben romantik olmayabilirim…

ama organize olabilirim.

Alarm kurarım.

Takvim yazarım.

Gerekirse kızımla sözleşme imzalarım.

Çünkü bazı şeyler “içinden gelince” değil, zamanında yapılınca değerli.

Ama işin komik tarafını geçersek…

Gerçek şu:

Annem beni büyüttü.

Eşim ise benimle birlikte büyüyor.

Biri beni hayata hazırladı, diğeri hayatın içinde tutuyor.

Ve biz bazen anneleri şöyle görüyoruz:

Biraz fazla arayan,

biraz fazla soran,

biraz fazla karışan insanlar.

Ama bir gün o aramalar azaldığında…

o sorular kesildiğinde…

İşte o zaman anlıyorsun:

Asıl huzur, rahatsız edilmemek değilmiş.

Birinin seni ısrarla düşünmesiymiş.

Son cümle:

Anneler bazen çok karışıyor…

Ama itiraf edelim, onlar karışmasa biz biraz eksik kalırız.

Not:
Bu yazı tamamen teorik bir ön gösterimdir. Uygulama kısmı Anneler Günü’nde sahada gerçekleştirilecek olup; hediye, ilgi ve organizasyon güncellemesi ayrıca yapılacaktır. Aksi durumda sistem “sessiz ama anlamlı bakış” moduna geçebilir.